Wednesday, April 29, 2009

bir varmış

bir yokmuş diye başlar masal
iri gözlü minik dev her gece
anlatır masallarını
sevgili prensesine
prenses öyle çok sever ki onun anlatışını
huzur dolar
gözlerini kapar
dalar sesindeki sonsuzluğa

prenses öyle güzeldir ki 
mevcut diyarlarda manşet olur güzelliği
sadece güzelliği değil tabi
her dev ile prenses aşkı gibi
bu masal da dolar dolar boşalır
tüm karşı diyarlarda
diyarlar arası aşk masalı işte böyle başlar

bir varmış bir yokmuş
kimse bilememiş gerçekten ne olmuş
tanık yokmuş iz yokmuş
bizim prenses bir gün yok olmuş
kuş olmuş uçmuş diyarın birinden
konmuş bir dala 
karanlık ormanda
bir şarkı zımbalayıp zihnine
dalmış derin mi derin rüya alemine

bir de uyanmış ki ne görsün...
iri gözlü bir dev bakmakta ona
kollarının arasında sıkıca sarmakta
merakta dev prensese ne olmuş
korku içinde prenses donmuş
dev istememiş ona zarar vermek
ama prenses nerden bilsin nedir güvenmek
koca bir dev o
minikte olsa
kalbi hayalleri aklı koca...

dev tutmuş elinden prensesin
götürmüş evine, içinde sessizliğin
içimde sensizliğin,
prenses baş tacı olmuş evin
...ve devin

bir varmış bir yokmuş
günler yok pahasına geçip durmuş
huzur kedi olmuş ayaklara dolanmış
sakinlik kral olmuş tahta oturmuş

minik dev prensesini içine sığdırmış
kendi de minikmiş ya iyice saklanmış
diyar diyar gezen kaşifler bile
ne bir ize, ne bir soluğa rastlamış

bir varmış...
bir 
yokmuş.



Thursday, April 23, 2009

umut nerdesin?

"Şiir bir umutsuzluktur. Elbette umutsuzluktur. Niçin? Umutsuz olmayan adamlar şiir yazamaz. Umutsuz olmayan adamlar resim yapamaz, mimar olamaz. Yaratıcı olamaz. Bu dediğim elbet yaşadığımız bu dünya içinbir söz. Çünkü kağıt bir umutsuzluktur. Boş bir kağıt... Tuğralari briketler, çimentolar hepsi umutsuzluktur. Demirler bile umutsuzluktur. Onların içinden bir umudu bulmaktır şiir. Onu bulmak için yazıyorum ben de... Birdenbire, bütün bu dünyada, deli olan bu dünyada tek akıllılığı, uslanmayan akıllılığı anlatmaktır şiir. Ben haberciyim, deprem habercisiyim." 

Can Yücel 

Tuesday, April 21, 2009

şehirde bahar yankısı

şehir manzaralı yorgun evler gibi
sonrayı şimdiden söyler gibi
yankı yapar gibi...
duymuyor musun?
sun
sun
sun
sun...
daha ne diyeyim
iki oda bir salon, kombili
odalarım boş, duvarlarda çivi izleri
temiz bir boya iş görür
rür
rür
rür
rür...
yerler parke, en üst kat, çatı sağlam
manzaram da var zehir gibi
hemde şehir olanından-
senin bulunduğun yerlerinden mi acaba?
nerdesin..nerelerdeydin acaba-
şu sokaktan geçtin mi hiç?
peki bildin mi bu sokağı?
ya duydun mu hiç?
hiç
hiç
hiç
hiç...
bu manzara...bu şehir...hep yaşar gibi
sanki hep sadece 'gibi'
duvarımdaki saat gibi
sanki zaman varmış...yelkovan akrepden uzunmuş gibi
romantik bir matematikle bağlılarmış gibi
gibi
gibi
gibi
gibi...
şehir manzaralı yorgun evler gibiyim, yaşar gibi
manzarama baktıkça, saatim çıtlamaz gibi
kalbim hızlanır, gözlerim dolar gibi..
süzülür,
yaşar gibiyim
manzaramın içinde izlediğim ben
gibi
...bu manzara hep varolucak gibi
.

aysegul dost

Sunday, April 19, 2009

kuş sesleri novalara yayılır

bir hamlede silinen satırlar,

yetim başlangıçlara gebe.

yaratmanın dişi karşılığı.


sadeliği pazar günlerinin,

çocuk sesleriyle sokaktan.

her şairin en az 

bir kez müjdelediği,

bahara vuran gün ışığı,

hüzmeler falan; 

belki yeşil, belki kırmızı. 


ne kaldı müjdelenecek,

bahardan başka?


felaket tellallığı,

ve usandırıcı romantizm.

öfkeyle karışık

sevgi gelgitleri.

arasında yaşam,

lanetlenmiş ve kutsanmış gibi.


yedik içtik iyi hoş, 

seviştik de çok şükür.

kavga ettik haybeden,

biraz televizyon izledik.

kitap dahi okuduk bazen,

çalıştık, çabaladık.

insanız velhasıl,

nerede kalmıştık?

yedik içtik iyi hoş...


toprağımda garip sahiplenmeler

bildiğimiz ne kaldı?

şimdilere yabancı,

tanınası ölüler.

ormanların sesi gibi,

hepimizin unuttuğu.


yalandan parlayan şehir,

sönük insanlığım.

güneş bile yetmiyor artık,

kafalar kalkmayınca.

kalksa bile ne görecek;

öylece sürüklenen,

çizgilerinde hayatın,

asla çizilemeyen.


kulağında fısıltılar,

milyonlar arasında;

deliliğine gizlenir,

delik bulamayınca.

Friday, April 17, 2009

seni seçtim pikachu

oyunlar dizilse önünde
hangini seçerdin
duran mı hareket eden mi olmak istersin
seçim senin deseler seçer miydin
seçmemek bile bi seçimken...
seçilmeyi seçer miydin
birinden birini dahil etmek zorundasın deseler
kimi sokardın oyuna
seni mi diğerini mi
peki ya öteki, bir diğeri, bir başka biri, kim ki ?!

ooof elbet seçeceksin deseler
çünkü seni de seçtiler, geçmiş olsun dünyalı
  

Thursday, April 16, 2009

yüzkitabındaki bir yüzün yüzsüzlüğü

inbox'ımda hiç mesajım olmasa,
profile fotoğrafımın benle alakası olmasa.
hiç bir friend'im online olmasa,
hiç gerek kalmazdı
face'e de bok'a da...

benle ilgili hiç bir notification olmasa,
hiç katılmasam bu 21. yy event'lerine de.
babam da anam da poke'sini eksik etmese,
hiç gerek kalmazdı
bok'a da face'e de..

book okumam zaten
ki yüzüm de yok okumaya..
peki ben ne yaparım
bu feysbukta..
param yok arkadaşlarla bira içemem,
ama feykbokta binlerce ısmarlayabilirem..

hem börtdey kalendarım da var,
friend'lerimin doğum gününü ben hatırlamam..
online değil de bir gün on-fine olsam
başka da birşey istemem
writer of the feysbuktan!

privacy'me girip şimdi
her bişeyi ayarlıycam..
üstüme tıklattırmam leeeeen,
önce friend'im olcan!
ah bi de gerçekte statüs'ümü edit edebilsem,
ben bu dünyanın anasını satıcam..

mini feed'imde story'mi de hide edip duruyorum,
gelmişime geçmişime laf ettirtmiyorum..
şu makine-i modern başında
kendimi hug'laya hug'laya
yüreğimden haklanıyorum...

16 ocak 2008

Thursday, April 9, 2009

mimar'a

Dört duvar, iki döşeme,
bir kapı, iki pencere;
bi'kaç da eşya işte.
Yazmışsın bi'güzel üzerine:
Yatak odası!

Oysa bir boşluk sadece tanımladıkları.

Ulan mimar!
Senin çizdiğini inşa eden,
inşa etmiş demektir yalnızlığı.
O boşluğun içine bir birliktelik koyana kadar evrenin mimarı,
"yalnızlık odası"dır o odanın adı.
Hem sen kimsin ki,
tasarlayabilirsin yatılacak odayı!

Ya;
kusura bakma dostum,
sana patladı bu yalnızlık olayı..

Ama n'olur söyle mimar;
n'olur söyle,
bu yaşta yalnız yatılır mı?

stray_away to Eden

evet ben;
genç werther'le kankalığından,
cansız kurtulamamış bir adamım.
ama umut veriyor bana,
-henüz kendisiyle tokalaşmamış olsam dahi-
martin eden.

halidun

31 aralık 2008

Monday, April 6, 2009

nisan duası

Soluk bir coğrafyada
Saçları yoluk yoluk bir çocuk
Güneşin akşam saatlerine uzanamadığı bir yerde
Nisana kalan gidici esintilerin içinden geçiyordu
Yüreğime teğet geçen bir geceden ışıldıyordun
Ay dilime dolanıyordu
Bir itiraf:
'Mavi seni en çok ben seviyorum!'
Bu kurak coğrafyada keşke birazcık daha mavim olsaydı
Yüreğine serperdim!
Gök uzuyordu, yüreğim göğsümde yükseliyordu
Ağzımdan bir kuş gibi çıkıp dudağına konabilirdi konmasına ama
Gagasıyla kendine yeni bir kanat çiziyordu
Öyle ya sabır sevgiyle örülüyordu
Sözlerin gözlerin kadar derin mi?
Aslında umrumuzda bile değil, öyle değil mi?
Bir bahar akşamındayız
Serin, çok serin öyle değil mi?
Hadi ısıt ayaklarımı!
Yerküre çok soğuk
Ay yıldı, bak üzerimize düşecek
Düşüyorum
Hadi tut beni!

Ayşegül Dost.