Wednesday, April 29, 2009
bir varmış
Thursday, April 23, 2009
umut nerdesin?
Tuesday, April 21, 2009
şehirde bahar yankısı
sonrayı şimdiden söyler gibi
yankı yapar gibi...
duymuyor musun?
sun
sun
sun
sun...
daha ne diyeyim
iki oda bir salon, kombili
odalarım boş, duvarlarda çivi izleri
temiz bir boya iş görür
rür
rür
rür
rür...
yerler parke, en üst kat, çatı sağlam
manzaram da var zehir gibi
hemde şehir olanından-
senin bulunduğun yerlerinden mi acaba?
nerdesin..nerelerdeydin acaba-
şu sokaktan geçtin mi hiç?
peki bildin mi bu sokağı?
ya duydun mu hiç?
hiç
hiç
hiç
hiç...
bu manzara...bu şehir...hep yaşar gibi
sanki hep sadece 'gibi'
duvarımdaki saat gibi
sanki zaman varmış...yelkovan akrepden uzunmuş gibi
romantik bir matematikle bağlılarmış gibi
gibi
gibi
gibi
gibi...
şehir manzaralı yorgun evler gibiyim, yaşar gibi
manzarama baktıkça, saatim çıtlamaz gibi
kalbim hızlanır, gözlerim dolar gibi..
süzülür,
yaşar gibiyim
manzaramın içinde izlediğim ben
gibi
...bu manzara hep varolucak gibi
.
aysegul dost
Sunday, April 19, 2009
kuş sesleri novalara yayılır
bir hamlede silinen satırlar,
yetim başlangıçlara gebe.
yaratmanın dişi karşılığı.
sadeliği pazar günlerinin,
çocuk sesleriyle sokaktan.
her şairin en az
bir kez müjdelediği,
bahara vuran gün ışığı,
hüzmeler falan;
belki yeşil, belki kırmızı.
ne kaldı müjdelenecek,
bahardan başka?
felaket tellallığı,
ve usandırıcı romantizm.
öfkeyle karışık
sevgi gelgitleri.
arasında yaşam,
lanetlenmiş ve kutsanmış gibi.
yedik içtik iyi hoş,
seviştik de çok şükür.
kavga ettik haybeden,
biraz televizyon izledik.
kitap dahi okuduk bazen,
çalıştık, çabaladık.
insanız velhasıl,
nerede kalmıştık?
yedik içtik iyi hoş...
toprağımda garip sahiplenmeler
bildiğimiz ne kaldı?
şimdilere yabancı,
tanınası ölüler.
ormanların sesi gibi,
hepimizin unuttuğu.
yalandan parlayan şehir,
sönük insanlığım.
güneş bile yetmiyor artık,
kafalar kalkmayınca.
kalksa bile ne görecek;
öylece sürüklenen,
çizgilerinde hayatın,
asla çizilemeyen.
kulağında fısıltılar,
milyonlar arasında;
deliliğine gizlenir,
delik bulamayınca.
Friday, April 17, 2009
seni seçtim pikachu
Thursday, April 16, 2009
yüzkitabındaki bir yüzün yüzsüzlüğü
profile fotoğrafımın benle alakası olmasa.
hiç bir friend'im online olmasa,
hiç gerek kalmazdı
face'e de bok'a da...
benle ilgili hiç bir notification olmasa,
hiç katılmasam bu 21. yy event'lerine de.
babam da anam da poke'sini eksik etmese,
hiç gerek kalmazdı
bok'a da face'e de..
book okumam zaten
ki yüzüm de yok okumaya..
peki ben ne yaparım
bu feysbukta..
param yok arkadaşlarla bira içemem,
ama feykbokta binlerce ısmarlayabilirem..
hem börtdey kalendarım da var,
friend'lerimin doğum gününü ben hatırlamam..
online değil de bir gün on-fine olsam
başka da birşey istemem
writer of the feysbuktan!
privacy'me girip şimdi
her bişeyi ayarlıycam..
üstüme tıklattırmam leeeeen,
önce friend'im olcan!
ah bi de gerçekte statüs'ümü edit edebilsem,
ben bu dünyanın anasını satıcam..
mini feed'imde story'mi de hide edip duruyorum,
gelmişime geçmişime laf ettirtmiyorum..
şu makine-i modern başında
kendimi hug'laya hug'laya
yüreğimden haklanıyorum...
16 ocak 2008
Thursday, April 9, 2009
mimar'a
bir kapı, iki pencere;
bi'kaç da eşya işte.
Yazmışsın bi'güzel üzerine:
Yatak odası!
Oysa bir boşluk sadece tanımladıkları.
Ulan mimar!
Senin çizdiğini inşa eden,
inşa etmiş demektir yalnızlığı.
O boşluğun içine bir birliktelik koyana kadar evrenin mimarı,
"yalnızlık odası"dır o odanın adı.
Hem sen kimsin ki,
tasarlayabilirsin yatılacak odayı!
Ya;
kusura bakma dostum,
sana patladı bu yalnızlık olayı..
Ama n'olur söyle mimar;
n'olur söyle,
bu yaşta yalnız yatılır mı?
stray_away to Eden
genç werther'le kankalığından,
cansız kurtulamamış bir adamım.
ama umut veriyor bana,
-henüz kendisiyle tokalaşmamış olsam dahi-
martin eden.
halidun
31 aralık 2008
Monday, April 6, 2009
nisan duası
Saçları yoluk yoluk bir çocuk
Güneşin akşam saatlerine uzanamadığı bir yerde
Nisana kalan gidici esintilerin içinden geçiyordu
Yüreğime teğet geçen bir geceden ışıldıyordun
Ay dilime dolanıyordu
Bir itiraf:
'Mavi seni en çok ben seviyorum!'
Bu kurak coğrafyada keşke birazcık daha mavim olsaydı
Yüreğine serperdim!
Gök uzuyordu, yüreğim göğsümde yükseliyordu
Ağzımdan bir kuş gibi çıkıp dudağına konabilirdi konmasına ama
Gagasıyla kendine yeni bir kanat çiziyordu
Öyle ya sabır sevgiyle örülüyordu
Sözlerin gözlerin kadar derin mi?
Aslında umrumuzda bile değil, öyle değil mi?
Bir bahar akşamındayız
Serin, çok serin öyle değil mi?
Hadi ısıt ayaklarımı!
Yerküre çok soğuk
Ay yıldı, bak üzerimize düşecek
Düşüyorum
Hadi tut beni!
Ayşegül Dost.