Tuesday, January 26, 2010

eskisi gibi değil


Şimdi mesela öğrendim ki bir insana 'çok afedersin ama senin yapığın üçkağıtçılık' diyebilmeli.

'kusura bakma ama senin bu yaptığın üçkağıt!' diyemediğim birçok durum için şimdi
dönüp söylüyorum; 'kusura bakmayın ama sizin bu yaptığın üçkağıt!'

kendinizi kandırabilirsiniz ben bilmem, benim dengemi bozmayın.

herhangi bir sığıntım yok.sevilmek yada herhangi bir duygu oluşturmak için.
oyüzden beni bazen çok üzdü hayat yani bana öyle geldi, dün metrobüste en önde dikilirken tam tünele girceğimiz sırada keşfettim.

dedim ki; tünelden geçerken nefesini tutmana gerek yok ya hani işte böyle hayat da; sıkıntıları, acıları hakkını verene kadar, sonuna kadar yaşamana gerek yok, çünkü hayatın kendisi bile gerçek değil bukadar.


çok gerçekti herşey benim için.mahsuscuktan oynamadım ben oysa şimdi öğrendim ki miş gibi yapmak çoğunlukla yaşamın özü.
yani oyunculukta dıştan içe denilen mevzu gibi.

hayatta sizi, sadece kendilerine göre dikkat çekici yetileriniz, özellikleriniz yada kılıfınız vs olduğunu düşündüğü için sevenler hayatınızdan tutunamayıp düşmekteler, bunu da öğrendim.
kolonya gibi, bizi serinletip o güzel kokularıyla ansızın çekip gitmekteler...

bir de bunun tam tersi durumlar söz konusu olabilmekte.sevilmek için birtakım yaftalar edinmeler.yani sevilebilinir olmak istiyorsa insan.en doğal hakkıyken sevgi en doğal hali ile olmuyorsa, bezemekte benzemekte bir sakınca görmüyor.

iki paragraf yukarıda bahsettiğim sebepten ötürü beni gerçekten sevenlerim çok, çok şükür.
samimiyet denilen değeri paylaştığım bir azınlık.
ne mutlu.

çok şükür habire öğreniyorum.
ama hafıza problemim var.bugün telefonumun pin kodunu unuttum evet.ve hala hatırlamıyorum.

metrobüste bunları düşünürken kendimi çok aydınlanmış hissetmiş ve yazacağıma söz vermiştim.
şimdi bakıyorum da i...
sırf söz verdim diye yazıyorum kendim, hadi yine iyisin.

kovan, derin bir uykudasın ve beni rüyanda görüyorsun, bilem farkındamısın.

Wednesday, January 20, 2010

tuzu uzatırmısın?

sevince aslında hayat.

bu dansı bana lütfedermisin derken karşılıklı gülüşüp göz devirmek gibi , kimsenin bilmediği bir sırrınız varmış gibi şeyler olunca, işte ozaman sevda mesela.

böylelikle tuzu her uzatır mısın da uzatmak gibi, sevda.
tatsız tutsuz bir hayat geçermi?
her seferinde tuzu uzatacağım sana düşün(!)

sonra V yakayı sevmemesini bilmek gibi, misal.
geçici olmadığını bilmek gibi, inadına ikna etmek gibi hangi tarifi daha makbulse o 'yemeğin'...
bir rengi inadına ona çok yakıştırmak gibi.

pijamalarıyla gazete okumak gibi.

böyle şeyler;
ip üzerinde iki cambaz, sevda sebebiyle birbirini göze alan..
sevda sebebiyle göze alanmış insan;
öyle duydum hep, kendimden.

Foolish Heart from nicolau Tudela on Vimeo.

Tuesday, January 19, 2010

kar yağınca kuşlar nereye gider?


Çizdiğim bütün kuşları gözden geçirdim.

nekadar çok çizmişim sizi kuşlar.

merak konusu; yağmur yağınca kuşlar nereye gider diye sormuştu kuzenimin datlı kızı Tuğçe.

yuvalarına dediydim, (attıydım kafadan).
kuş yuvalarına duyulan çocuksu merakı bilirim de ondan.

kuşlarla aram iyi benim.az önce orta bahçede kar pırpırlarını izlerken.

aklıma bir anım geldi babamla..(ruhu şadolsun)
kar tutmuştu diz boyu yaşım ya 6 ya 7..
babam köy çocuğuydu benim ve tuzaklar bilirdi..kuş tuzağı da bilirdi.
o da bir mucitti yani.

münasip bir çalının dalına ip bağlayıp yere saklamalı idi diğer ucunu biraz yem ve bir gizemli düğümle kuşu bacağından yakalamak mümkündü.

babamla iki kuş yakalamıştık...biri büyükceneydi cinsini hatırlamıyorum,bozca bir rengi sarımsı şakır gözleri sivri sertcene bir gagası vardı.
eve götürmüştük..önüne ceviz koduyduk da yemediydi.

salık verelim olmaz deyince babam istemeye istemeye saldıydık..
sonra tekrar kurduk bir tuzak; pusuya yattık
bu sefer bir serçenin katili olmuştuk...
babam 'hay allah bu havada serçe çıkmazdı sokağa' diye iç geçirmişti...
ağlaya ağlaya bir hal olmuştum.gömmek ne mümkü,n kara gömmüştük..

sonra daha iyi bir tuzak öğretti babam bize...bir elek ve onu dikey tutabilecek bir dal..ve bu dala bağlı bir ip..elegin altına yem...pusuya yat kuş gelince ipi çek!
kuş kafeste!

ablamla bu tuzagı balkona epeyce kurduk ama nafile...

şimdi kar yağarken kahvemle sigaramı içerken, babamın kıyak bıyıklarını ve kırmızı malbora sigarasını hatırama birkez daha kazıyorum.

kirpiklerime konuyor kar, baharda piknik yapalım baba kiraza gidelim, sapancayaya, öpüyorum seni.

Monday, January 18, 2010

samet





bugün metroya inen merdivenlerde bir çocuk, elindeki düddürüt flütle selvi boylum alyazmalım ı çalıyordu


yanaştım senin adın ne dedim?


(samet?)

hayır, samet demedi.
...

-aradığınız kafiyeye şuanda ulaşılamıyor.


annem bir mucit

gerçekten.

çiçekleriyle ilgilenişinden belli.
sonra yemek pişirişinden.
yoğurt mayalayışından.
meyve soyuşundan.
çay içişinden.

bende birgün mucit olmak istiyorum.

Sunday, January 17, 2010

je suis un cactus(?)


kaktüs radyasyona iyi geliyormuş.

annem bana kaktüs almış.
hani durmadan yılmadan bıkmadan proje yapıyorum ya bilgisayarın başında(!)


Vicdan Azap
kovanı işgal etti.
Ayşegül Dost kendini kaybetti.
sümüklüdür
tabi hükümsüzdür.

hava, su ve diğerleri yada insan

Seviyoruz,
Kılıktan kılığa bürünen halini, hepsinin başka açan çiçeklerindeyiz evet.
Anlıyoruz ki anlamadan seviyoruz, değişirken halinden başka. elleriyiz evet suyun,
havanın gözleriyiz. ateşin kalpleri, toprakın ayaklarıyız da ondan. seviyorum.
derimi değiştiren gözlerinden içeri. denizleri anlatan sessizliğini ve dudaklarından başlayan gözlerimin yanları, bitmek nedir bilmiyor.

seviyoruz, kendi kenarından düşen insanın, ani güzelliğini.

1 2 3
do re mi

azkadın

tüm açıklığı ile herşeyi konuşmadan,
tüm kızgınlıkları benim taşıdığımı ispat etme arzuna karşı,

içimdeki her duyguyu yaşadım. azkadın benim adım, merhaba.

açık bir iç benimkisi.hem insan hem ehlileşmeye gönüllü.

tüm anlattığın, karşıdakinin anladığı kadardır mı dediniz

hani ayın güneşi anladığı kadarını mı biliyoruz biz yani?

kafamı karıştırıyorsun, sanırım numara yapıyorsun.yüzleşip üzülmekten kaçıyorsun musun?
yok hayır sen çok iyisin.iyi biri.
ayıp ediyorsun aydanadam.nekadar hızlı konuşuyorsun, ne çok şay anlatıyorsun yetişemiyorum dur!

bu resmi duvarıma asmam çok zor çünkü bak şurda oturuyorum ve içim çıt etmiş,baya soluk görünüyorum. bak tam şurda.körü körüne suçlamakla suçlanıyorum.

Hani Renoir ın sandalda öğle yemeği resmindeki o kız gibi..'kristal adamın' bir türlü anlam veremediği.
girdabınızın dışındayım, azım.

biraz çaba gerekiyor bazı şeyler için.zerre kımıldamıyorsun oysa aydanadam.
yereye koyayım kendimi buraya mı?az sola, sağ?ben tahmin etmeliyim ozaman dediydim ben de canımıniçi.

nasıl anlamalıyım anlatın bana canlarım.

ben azkadın olduğumdan bana yer kalmadığından hep az dedim, az çorba...az yer tutayım.
içini ne bileyim, göstergeler dolu diyor yer kalmamış.ozaman azkadın var git.

vargit çoğal.çoğal!
çoğalsın dalların, budama, budatma.

devamı son ra.
belki.

http://fizy.com/s/172pf1

Saturday, January 16, 2010

açıkiç

yatağa düştüm uyku düşmeden son:

demekki geceyle yerleşmiş aynı rüyaya, seni sayıklıyorduk, Vazgeçmiş görmekten bakıyorduk eşsiz. Baharı hiç bilmezmiş gibi bekliyorum bu sefer. Ve sende içinde olacaksın kesin...
azkadın'la aydanadam varmışdı, dur anlatıcam;









7

1.
öğretmenim kadınlar varmı peki?
yok yavrum ışık o.
hmm, ışığa dokununca ben bi garip oluyorum da öğrenmenim
yok yavrum o kadın,
öğretmenim çelişkiler içindesiniz
yok yavrum hayat o.
o zaman uyuyalimmi öğretmenim?
uyu evet.

2.
haberler

içeri doğru genişliyorum, bugün yaptığım basın toplantısında, yeni birşey söyledim kimse duymadı,
hava duru mu?
duru evet.

3.
k e n d i l i ğ i n d e n d o l a y ı

elinde hiç isminde bir kalem olunca,
hiç de zor olmasa gerek evrenin resmini çizmek kendilliğinden dolayı.
yok yok
okuma artik hiç okuma,
senle benle alakası yok bunun,
bunlar hep kendiliğinden dolayı.

uzak biraz içerisi, tuzak arası, aşkı anlamak yassak kardeşim damsız girmek,
kapat kapat bu bir internet sayfasi
aloooo, çekmiyor bir saniye canım tekrar arıyorum evet.

Sessizce duruldu, uzun sessiz, benle alakası yok olanların
olmadığım da oldu,
aradığınız kafiyeye şuanda ulaşılamamaktadır, lütfen daha sonra tekrar uyuyunuz ...

4.
herşeyi biliyor gibi kadın,
ama kendine bile söylemiyor,
sırla kaplı sırtını göremiyor ya ayna,
oyüzden evet.

5.gecenin neresine bakıyorken düştük içeri içeri içeri,
kestik baştan alıyoruz,

gecenin neresine bakıyorken düştük,
yansımasan görmeyeceğim seni ve otomatik olarak aşk
müziğin neresini dinliyorken gel içeri içeri içeri.

hayat başka bir filmdi.
yalan yanliş seslendiriyorum kendimi, rüya daha çok ben,
oyun ve matematik olarak ben benden içeri içeri içeri.
bakmayın makyajım bayat. hayat'a kafiye olsun diyemi gördük onca rüyayı,
hayır kızma, ben uykum var ondan şey.
uyiyim.
6.
üzgünüm ama başlıyoruz,

acı bizden biri korkma yakiinen tanıyoruz korkuyu da, şimdi şiiri filan boşver, konuya giriyorum, bi projemiz var nokta
7.
bazen;
yaşayıver şu hayatımı, benim ellerim yağlı.

çiğ yağar yerde, kalmaz güzellik sende kalmaz



çok güzel.çok.

rüya ören bir terzi göz kapaklarımı gözlerime dikiyor bir kadın içinden boşluk toplayıp toplayıp kalbime ekiyor

1.
bazı kadınlara çok yakışırken göz,
bazı kadınlar da aynalarla aynılar...
sonra geçen gün bazı kadınlar yüzünden ağlıyordum,
sonra bi anda uyudum, meyerse hayatmış.

çıkarken arkandan kapat zamanı
ışık açık kalsın evet..

2.
hala aynı gezegendeyiz
açıldı tüm yelkenler gene indi tüm kalkanlar,
daha da coşkun dalgalardan deniz yiyen kadınlar var
beni yediye bölen o adamdan beter, canımdan var ettin bir canavar
ki karşısındayım çırılçıplak, üzerimde bir tek gökyüzü var

şimdi aynı ateş aynı ayna
ha kaleminde mürekkeb ha damarımda akan kan aynı ya,
yangından bir kağıt var elimde
artik nereye ağlasam oraya doğar güneş,



tüm arazlarımla
kadının olamayacak kadar samimiydim ben,

birgün tek gerçeği olacağım bir yüreğin kadını olabilmenin.

st. vincent



I've been out walking
I don't do too much talking these days
These days...
These days I simply think a lot
About the things that I forgot to do
And all the times I had the chance to

I've stopped my rambling
I won't do too much gambling these days
These days...
These days I simply think about
How all the changes came about my way
And I wonder if I'll see another highway

I had a lover
I don't think I'll risk another these days
These days...
These days I seem to be afraid
To live the life that I have made in song
It's just that I've been losing so long

La la la la la

I've stopped my dreaming
I won't do too much scheming these days
These days...
These days I sit on cornerstones
And count the time in quartertones to ten
Please don't confront me with my failures
I have not forgotten them

böyle şeyler olacak



yolculuğa hazırlanıyoruz. uzun bir yola çıkıp ‘ben gezginim merhaba’ diyeceğiz. avucumuza sığan kahve değirmeni ile, taze kahveler çekip kırk yıl hatırlar bırakmak için. sonra birbirimize kart atarız. nasıl, çok güzel di mi.

sökülen yerlerini içimizin tamir edeceğiz.

çocuklardan bahsedeceğiz,
sana anlatmam:

bir kız, bir oğlan, kiraz ile temmuz diyeceğim içimden*

kendimizi kandırmadan iki yoldaş uygunluk nedir kategori nedir bilmeden.
nasıl, çok güzel di mi.

kalp hazır vakit tamam.fırlat!

Friday, January 15, 2010



ben işte yine yürüyordum.
çünkü gece boğabilir bazen.

eski gemim tersten yüzer derisi rüyalarımızda olduğu gibi ve neyse...

Başka bir yere gidiyoruz, böyle olmadığı bir yere evet.

Başlıyorum, etimden gömlekim ilikli havaya, rüyaları anlıyorumki kalp anlatıyor.
tabi ismim senleben, Ellerimizi birbirine bulaştırırken, toplanıyor ve gidiyor kalabalıklar.
Burdan gidiyorlar yeni başka biryere. olmadığı bir yere evet, kokmadığı ve dokunmadığı.
İnce yuvarlar keşfediliyordur orda, içimiz de aynı yer dışımızda.

Kanıtlanabilir doğmadığı insanın, sudan bellidir ışıktan, artık başka bir yere gidiyoruz böyle evet.
Kalp anlatır anlayan ağlar, rüya öyle değil furoyd hayır.

rüyamda görmüşüm meğer kalbimdeki delikten!
bakabiliyormusun deliklerden hergüne daha iyi.

bunu çalış, bahara kadar.

Thursday, January 14, 2010

would you



duvarın dibine oturup onu dinlesek, ellerimizi yüzeyinde gezdirsek, hikayesini duysak.
sırtını dönüp gitmek onu yıkmak ona ayna tutmak yerine.
bakalım ne olacak;
belki
görünmez bir geçit açılır...

düşlem

suya daldı
derin tatlı bir uykuya
üstüne düşler yağdı
aramızdaki ıssız ve sessiz
bir yerlerden

renklerin dilinden.

Tuesday, January 12, 2010

duvar



'Ya ben hep duvara konustum yada duvar degil konustugum içinde insanlar var
nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar!
içinde degil duvarın insan lar sadece arasındalar...'

Sunday, January 10, 2010

içimiz tavan arası dünyanın

S.1. Nerede yaşıyorsun sen. Bizim dünyamızda değil mi. Sanki diğer bütün galaksileri görmüş gibi davranıyorsun. Sahi gezdin mi diğer dünyaları. Sanki bütün kalplere girip hepsini çözmüş gibi davranıyorsun. Sahi o kalplere düştün mü. Sanki bütün acıları çekip iyileşmiş gibisin. Hep bir kapı kapanırsa ötesi açılır, endişelenme diyorsun. Bunu nereden öğrendin. Hep bütün acıları içine çekmiş gibi davranıyorsun. İkiyüzlü olmadığından nasıl bu denli eminsin. Kalbin gidip gelmiyor mu. Neyi bildiğini sanıyorsun. Sanki bütün savaşlarda şehit düşmüşsün, imparatorluk kurmaktansa kendisine küçük bir şehir devlet yapan ve orada halkını mutlu mesut yaşatmaya çalışan çocuk imparatorun kederini çekiyorsun. O hikâyeyi bilmiyorsun di mi. Çünkü henüz yazmadın. Ülkesi zorbalar tarafından işgal edilmiş âlim bir devlet adamı gibi oluyorsun bazen. Ülken işgal mi edildi. Neyin peşindesin. Sanki bütün acıları sen çekiyorsun, sanki etlerin et olduklarını anlamıyor, kendini halılarda yuvarlayıp kafanı filmlerde gördüğün şekliyle duvara vuruyorsun. Toprakta yuvarlanmak için, toprakta bir müddet yatmak için mezarlığa gidiyorsun. Mezarlıkta neden gülümsüyorsun. Ölüler seni duyamıyor ama sen hep gülümsüyorsun. Mezarlık senin oyun alanın gibi. Sahi bütün mezarlıkları gezmiş gibisin. Bütün ölüleri yıkamış, hâlinden bitmiş gibisin. Nerede yaşıyorsun sen?

C.1. Ben kendimi sökmeye, kendimi bilmeye çalışıyorum. Sloganlaştırmadan, 21. Yüzyıldan, kablosuz ağ bağlantılarından, fiber optik kablolardan, internetten aldığım kitaplardan, bestselleri anlamaya çalışarak, hiçbir şeyi dışlamadan, en çirkini en ilkeli, en tiksindiriciyi bile içime alarak, en büyük günahları ağlayarak aklımı kaybederek işleyerek, günahları mendilime işleyerek, daha çok bağışlanmamı dileyerek hep aciz olduğumu bilip bu acizlikle övünerek bazen bazen en çok hep kendime kızarak işim gücüm kendim olarak hep önce kendime bakarak kendi yamukluğumu estetik unsuru haline getirmeden getirenlere de gülümseyip içindeki hayvanı ehlileştirerek şu an katil olmayacağıma söz veremeyerek çünkü gaybı bilemeyerek – gayb ne güzel kelime ya hu- şaşırınca “hafssol” diye bağırarak her gördüğüme “sen nasıl bir insansın” diyerek kara sevdaya düşüp rengimi gitgide açarak onu sevip baktım ki sana varmışım gibi olarak, Allaha eliften başlayıp güzel he’de biterek, hu diyerek en çok gibi.

Ama sahi, sanki bütün kalplere girip hepsini çözmüş gibi davranıyorsun. Sahi o kalplere düştün mü. Sanki bütün acıları çekip iyileşmiş gibisin. Hep bir kapı kapanırsa ötesi açılır, endişelenme diyorsun. Bunu nereden öğrendin. Hep bütün acıları içine çekmiş gibi davranıyorsun. Sana âh’dan başlıyorum. Niyetim teselli. Niyetim puslu kıtalar atlasını ararken sen, sana teselli. Hep. Çünkü kendimden umudum yok. İflah olacağıma dair. Ve buna alıştım. Gülümseyerek tarihten geçiyorum. İyi misin.

Saturday, January 9, 2010

hadi

Hayattan ne öğrendim?

Sonsuz bir karanligin icinden dogdum. Isigi gordum, korktum. Agladim.
Zamanla isikta yasamayi ogrendim.
Karanligi gordum, korktum.
Gun geldi sonsuz karanliga ugurladim sevdiklerimi…
Agladim.

Yasamayi ogrendim.
Dogumun, hayatin bitmeye basladigi an oldugunu;
Aradaki bolumun, olumden calinan zamanlar oldugunu ogrendim.

Zamani ogrendim.
Yaristim onunla…
Zamanla yarisilmayacagini, zamanla barisilacagini, zamanla ogrendim…

Insani ogrendim.
Sonra insanlarin icinde iyiler ve kotuler oldugunu…
Sonra da her insanin icinde iyilik ve kotuluk bulundugunu ogrendim.

Sevmeyi ogrendim.
Sonra guvenmeyi…
Sonra da guvenin sevgiden daha kalici oldugunu,
Sevginin guvenin saglam zemini uzerine kuruldugunu ogrendim.

Insan tenini ogrendim.
Sonra tenin altinda bir ruh bulundugunu…
Sonra da ruhun aslinda tenin ustunde oldugunu ogrendim.

Evreni ogrendim.
Sonra evreni aydinlatmanin yollarini ogrendim.
Sonunda evreni aydinlatabilmek icin once cevreni aydinlatabilmek gerektigini ogrendim.

Ekmegi ogrendim.
Sonra baris icin ekmegin bolca uretilmesi gerektigini.. .
Sonra da ekmegi hakca ulesmenin,
Bolca uretmek kadar onemli oldugunu ogrendim.

Okumayi ogrendim.
Kendime yaziyi ogrettim sonra…
Ve bir sure sonra yazi, kendimi ogretti bana…

Gitmeyi ogrendim.
Sonra dayanamayip donmeyi…
Daha da sonra kendime ragmen gitmeyi…

Dunyaya tek basina meydan okumayi ogrendim genc yasta…
Sonra kalabaliklarla birlikte yurumek gerektigi fikrine vardim.
Sonra da asil yuruyusun kalabaliklara karsi olmasi gerektigine aydim.

Dusunmeyi ogrendim.
Sonra kaliplar icinde dusunmeyi ogrendim.
Sonra saglikli dusunmenin kaliplari yikarak dusunmek oldugunu ogrendim.

Namusun onemini ogrendim evde…
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu;
gercek namusun, gunah elinin altindayken, gunaha el surmemek oldugunu ogrendim.

Gercegi ogrendim bir gun…
Ve gercegin aci oldugunu…
Sonra dozunda acinin,
Yemege oldugu kadar hayata da lezzet kattigini ogrendim.

Her canlinin olumu tadacagini,
ama sadece bazilarinin hayati tadacagini ogrendim.

Dostlarim,

Ben dostlarimi ne kalbimle ne de aklimla severim.
Olur ya…
Kalp durur…
Akil unutur…
Ben dostlarimi ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur…

Hz. Mevlana

hakikat

Geçen hafta 3. jurim için delirdiğim günlerde, proje dışında odaklandığım onca mevzudan birini paylaşmak istiyorum; görmekle göz ile ilintili bir düşünce zinciri... autocad ekranında hapsolmuş gözlerimle hakikatin ne olduğunu buldum sanırım artık galiba..(!)

içses:

3.gözüm açıldı :fıt:
aslında ihtiyacım da yok..2göz verdiyse rabbim bi bildiği vardır,kafidir.mesela tek kalp vermiş dimi.ama yanında iki ciğer..

3.göz çabalamaları bana sorarsanız kendini yoklayıp durmaktan başka birşey değildir esasen...
tinselleşme çabası ile yozlaşma arasında ki fark
bir eserin orjinali ile iyi bir kopyası arasındaki çelişkiye benzer bence..
bakınız:
zaten varolan gözünüzü tekrar takmak gibi
marifet 'iki göz' ile görebilmekte..dışsallaştırılan her değer, erdem ve çaba sadece imrenilen ve takdir edilen bir süse dönüşüyor...
eylemde gizli herşey.artık bahsetmesek ve yapsak diyorum, yapsak!


istiyoruz ki ki hakikati kapsül yapsınlar,
oysa hakikat serum tarzında damlayan birşey!


sus dersini çalış*

kovan sakinleri pek suskun görüyorum bizi.
üzülüyorum.



aysegul dort