Tuesday, December 21, 2010

40



Neden 40 diye basladik ki ?
Neden 35 degil ya da neden 50 degil?
40 yerlesip yuva kurmus olmak icin yeterince buyuk ama sona yaklasmamak icin yeterince erken mi?
Son ?
Ne demek son?
Ya 41 ise. ya 39 ise
Belki yarin
Ha ha belki dundu farketmedin bile oylece dusunurken (farkli boyutlarda yasamak)

Omer Hayyam'in bir dortlugu geliyor aklima. Ingilizcesi elimin altinda, affola.. Niye af diliyorum ki simdi, iste yargilanma ihtimaline karsi kendimi korumak icin belki de..
Neden koruyorum ki? bir baska yazida anlatmaya calisirim belki de..
Dortluge geleyim simdi:
Ah! my Beloved, fill the Cup that clears
To-day of past Regrets and future Fears
To-morrow?--Why, To-morrow I may be
Myself with Yesterday's Sev'n Thousand Years.

Peki ok 40 dedik. Ne dusunuyorsun ki 40'a dair?
"bak hala 40'a dair planlar yapmak mi ani mahvetmek pahasina" diyor icimden birseyler, henuz huzura eremedim o hucrelerle , cunku onlar da dogruyu soyluyorlar belli bir zamani hedef belirleyen hucrelerim de..huzur huzur huzur 41 kere demek..neden 40 degil 41 kere masallah?

ok 40. peki 40 oldugumda o guzel gunbatimini izlerken ki gibi mutlu ve huzurlu olcak miyim..?
peki o ani dusunurken korku icindeysem gunbatimini da izlerken belki korku icindeyimdir, guzelligi hissetmiyorumdur.
sacma..o zaman hakkaten "suan gelecegi degistiriyor" fikirleri gibi "gelecegi dusunus sekli de suani mi degistiriyor"..hep olumlu olmak gerek demek mi bu..yoruyor..kalip gibi bazen..
"gordugumuz, beynimizdeki alginin yansimasi mi" yoksa" beynimizdeki, gordugumuzun yansimasi mi"..ikisinin de birlesimi galiba..diyor bir ses icimden.. peki bu ses kalpten mi geliyor yoksa zihinden mi..
sadece sus ve dinle..hicbirsey yapma.
sadece ol.
kalbin ve zihninde 40 ol bir, bak bakalim; o sen, suankini mutlu ediyor mu..? ya da suanki planladigin 40, 40 yasindaki senle ayni mi olcak? 3 sene onceki senle suan ki sen ayni degilsiniz ki!..suanki sen 3 sene onceki senin hedefi ise dogru yoldasin belki de..

dusuncelerim, huzurum. kalbim. ruhum.
"Close both eyes to see with other eye" diyor, ne guzel de diyor Mevlana. canim Rumi.
ask Mevlana. 41 kere masallah




Wednesday, December 8, 2010

sensation and perception

yasla gelen muzik ilgisi..

belli bir yastan sonra jazz, enstrumental, ud, kanun, halk muzigine yoneliyor insanoglu..
kelimelere gerek yok
ezgiler yetiyor

peki bunlari kucukken dinleyenler..?
belki de cok uzun yasamak gerekmiyor birseylerin farkinda olup--o bilinci acmak icin..
bilinc?
bilinc nerden cikti?
ne alakasi var ki degisen muzik sevgisinin bilincle, farkindalikla.
gozle..ucuncu gozle kalp gozuyle
kalple
mantik?
bilmem oyle dokuldu birden kelimelere
niye mantik ariyorsun?
birak dokulsun
kontrol etme, ozgur birak herseyi su an..
birak hersey yolunu bulsun

...
ne diyordum
ama yasla gelen o mahmurluk, kalbe giden ezgiler..
acaba gorup yasayip artan bilincle mi alakali..
yoksa kalp gozuyle mi
bilinc
iste onun icin yasli olmaya gerek yok galiba
belki cok sevmek
beki cok aci cekmek
belki cok gulmek
belki cok aglamak
belki cok okumak
belki cok yil yasamak
belki cok gezmek
beki hepsi
belki hicbiri

sevgi mi acaba
nefret mi
yoksa korku mu
ne ki muzige ceken bizi
sevgi mi acaba

Tuesday, October 19, 2010

yeniden tasarla bizi


beni yuvamdan aldı ve uzak bir yere bıraktı. şimdi seninle burada hatırlama oyunu oynayacağız; bakalım aslına dair ne hatırlıyorsun, diyecekti. a ben böyle güzelim ama; çünkü sen çok güzelsin dediğimi hatırlıyorum. uyandığımda gitmiş gibiydi. sonra ben sana aslında çok yakınım aslına dön dediğini işittim bir başka dilde. ama beni yuvamdan alıb buraya getiren sendin. buraya kendi başıma gelmedim. ben seni asla bırakmadım bak daha önce şöyle şöyle oldu diyorsun gökten. seni hergün otobüslere binip bütün sahil şeridini dolaşarak ya da orada bir yerlerde arıyorum. içimde, dışımda, baktığım ve henüz bakmadığım heryerdesin, biliyorum. yoksa bilmemem mi gerekiyor. orda olduğunu bilip aramak da neyin nesi oluyor; yokmuşsun gibi seni arayıp sonra bulunca en çok sana kim benzeyecek ki. sana inanmam için cümleye nefes alıp başlıyorum da hiçbir etimolog yanaşmıyor adımın tarihine.

beni, seni hatırlamak zorunda bırakma. burada hiçbir fâniyle konuşmuyorum.çünkü acı söyleyeceğim. fıtratımı fenâ üzerine sen böyle yaratmışsın. böyle tasarlamışsın. selâm.

değişime olan inancım, dönüşüme olan inancım canım.senli benliyiz yaradanım,kim girebilir ki aramıza.
'içinden süzmeden kendini sağlayanlardan koru onu yaradanı, onu sahtelerden koru'
en çok incirde bulsam seni.yemelerin en güzeli.incirler olmadan dönmeyeyim geri.

Friday, September 3, 2010

güney-leylül

solda güneş yükseliyordu;
güneye giderken.
gitmelere doymam; ama bilirim ki
'gerçek yolculuk geri dönüştür' Ursula Leguin.

Yıllık göç takvimi geldi; eylül ah leylül

Yıldız toplayıp,
Tuzlu sulara asılacağım;
Sonra
Göğün böğründe yükselen tepeler var,
Yaslanmak mümkün.
Ciğerlerimde nefesi körükleyeceğim
Rüzgarlar da dalgalarının koynunda nasıl olsa;
Ayaklarımı kumla seviştirebilirim.

canımiçi;

alın bakalım sulu boya:


unutma beni' çiçeği nam-ı diger forget me not.
mırg.

Wednesday, September 1, 2010

mutlak sifir

konusmayi ozlemek
bir sicak gulumseme ile icten bir sohbeti
suratlarina bakarken guldugum ama kalbimde bir sicaklik hissetmedigim insanlarla vakit gecirmek bazen..
vaktin bosa gitmesi mi
yoksa yeni bir deneyim mi
kimi zaman cogu zaman..
zamansizlik..
gaddar olmamak da lazim tabi,
cok yakin olup saatlerce konustugum arkadaslarim da var hakkaten,
ama bazen bencil ve doyumsuz olabiliyor insan
tatminsiz olmasi kisinin..
daha fazla iletisim istemek yakindakilerle..
daha fazladan kasit derinlik aslinda
derinlik derken soguk okyanusun dibindeki mercan kayaliklarda sicak sarap icmek kadar derinlik
sicaklik
ne zaman onemli oldu ki yapilan muhabbetlerin sayisi
?
sifir olmadigi muddetce belki de
mutlak sifir

Thursday, August 19, 2010

ışık




ışık işiyle meşgul, biz ise akıyorduk.

Pakistan'ın 5 de 1 i sular altındaydı.

Wednesday, August 18, 2010

yelken ile rüzgar



Canım arkadaşım Pınar evleniyorsun!Benden davet kartı hazırlamamı istedin;
seve seve dedim, ondan koy bundan koy bi de bundan koy dedin!
geceledim, geriye düğününde göbek atmak kaldı.çok heycanlandım.ilk eskizim
kumrular gibi bir ömür diliyorum!

*
sevda, yelkeniyle öpüşen rüzgar gibi bana sorarsan canımiçi;
gelişi güzel değil,
birbirine bakmak, alabora olmak hiç değil;
aynı yöne bakabilmek; yol alabilmek böylelikle canımiçi.

sevdalıyorum sizi emrah ve pınar!
mırg!

Monday, August 16, 2010

dâr-ül gurûr


Hangi mevsimden ötürü bilmem...yada hangi esintiden ötürü hangi zihnin yoldaşlığında başladıysa başlasındı.

Herkes kendisine 'kestik, baştan alıyoruz' desindi.Şuncacık ömrümde anladığım en öz şey...Yok, bunun da bir önemi yok aslen.
Hakikati devşirmenin aklen bir manası olmadığı gibi canımiçi;
Stranislavski şöyle demiş;
Kendinde sanatı sev, sanatta kendini değil.
Aklına ilişenlerden iç ettiklerin.
Bu içerleyiş yani iç etme halinden öteye bir taş daha koyabilince dünya varmış canımiçi.Gezindiğim sular bu renkte.Ve elbette tevafukun kalbi durduran neşesi ile tavaf ettiğim hakikat.

Mahsuscuktan oynayamayacak kadar yaşıyoruz böylelikle kalbimle ben.

Saturday, August 14, 2010

ЯÜYAN

Rüyamda seni gördüm,
bir cumartesi gecesi.
Ki zaten
bir cumartesi gecesi
sen dahil herkes
gerçeklerle meşgulken bu denli
benden başka kim
görebilir rüyasında seni?

Rüyamda seni gördüm
bir cumartesi gecesi.
Ha, anlatılacak kadar uzun
bir rüya değildi belki;
ama belirtmeliyim ki:
Giymiştin üstüne ipekten
vücudunu sımsıkı saran bir karanlık,
ve benim geliyordu içimden
senin için yapmak
aşk dolu, hayat dolu bir aklık.

Thursday, August 12, 2010

şah mat

yanlış zaman...
satranç tahtasında bir vezir bir şah,
biri siyah biri beyaz.
gece ve gündüz gibi ayrı ruhları,
kalpleri aynı,
ama tenleri hiç kavuşamadı dolunay altında.
aynı müziği dinledi kulakları, aynı şarabı içti dudakları,
elleri bağlı,
ama gönüller varamadı şarabın tadına.
bir yıldız düştü gökten,
kalpler düştü gönüllerden,
meltem esti nemli tenlerin üzerinden.
güzel gözlü çocuk başka yöne daldı...
kalbi sır oldu, aynanın sırrı çözüldü,
aynalı kalpler cama dönüştü.

yanlış zaman...
"belki doğru" insan
dosdoğru yürek eksik olan, inatçı yürek!
bu kaosta hangi kalp dimdik kalan?
sorumluluk şehrinde yalnız adam,
yorgun yürekli etekli kız
bulamadılar birbirlerini.
karanlıktı.
ay batmıştı.

Friday, July 23, 2010

Bir

kimsesiz gece, evim satılık, uykusuzum bu ara
hayır mutsuz değilim uyuyamayacak kadar
tersine heyecanlıyım olacaklara
yeni evime heyecanlıyım... sokak lambalarına
turuncu kedinin hayaline heyecanlıyım...
bir saksı cam kenarında içinde cherry dometisi
knock! knock! sırada ne var
kapı aralık buyrun içeri evdeyim... kimsesizim
bir gece var.
o da karanlık zaten göremiyorum yüzünü
eskilerden bir şey çalalım burada
ne kadar yanaşırsan yanaş yanıma
kimsesiz olucam bi ara
en iyi kimsesizi öğrettiler bana
hayır melonkolik bir yazı değil bu
tam tersine mutlu umutlu
birim ben bu gece burada
gece de bir kedi de bir
bir tek dometisler eşlenmiş üçer beşer
onları da yarın sabah yiyeceğim teker teker

Thursday, July 22, 2010

cevap rüzgarla eser

güneşli bir gün bugün, kulağımda bob dylan
uzun sonu gözükmeyen asfalt yoldayım.
umudum var kamaşsada gözlerim güneşle,
çizgi olarak tahayyül etmekteyim geleceği
kendimi sayfa sayfa tasvirlemekteyim.
kalbimin kanatları minik ve pembe
gün ve gün büyümükte
içimde ince bir tül, duygu rüzgarına karşı
hafif hafif dalgalanır tatlı rüzgara karşı
bu kadar mı kolay hissetmek, yürümek, koşmak
asfalt yoldaki minik çakıl taşı
hissettim seni bez ayakkabımın altında
ama umursamadım benim kalbimin kanatları çıktı
bir ders gibi aldım seni ben öğüt yaptım
kolaçan et yürürken minik sivri taşları
ya da lastik ayakkabı giy hissetme onları

serin içim, aklım serin, ruhum serin
serin hava, dağ serin, orman serin...

benim dünyam bezden, geçirgen, alelade
kalbi de en az dudakları kadar yumuşak yabancı
üfle güçlü üfle bezden yelkene
dalagalandır dünyamı...

Thursday, May 13, 2010

kalp durulması

gidip gitmemek arasında
çok ince bir çizgi var
akıllıkla delilik arasında
tuzcu babaya dua ettim
aman aklımı çalmasınlar diye
bir parmak tuz yaladım şifa niyetine
sırtımdan kalbime ince bir sızı
en sevdiğin yabancılaşmışsa bir kere
bir gün tanıdık gelir mi yine
yanaklarımda yaşların ardında kalır tuz tadı
öpersen geçer tadı
izi çatlak çatlak işleyen kalbime
aklım tekin olur kalbim pasifse
lora en yakın arkadaşım olur
uçmak varken yürümek niye?
sevilmek varken sevmek niye?

Sunday, April 18, 2010

ya herru ya merru

ve belliki yorgunluk ve belliki üzerimizden büyük bir şehir geçmiş!
ziyanı yok.

her fırsatta kaçırıyorum bünyemi başka diyarlara ve diyorumki içimdeki yolların kaçını es geçtiysem, üzerine geçilecek iki yol daha bahşet bana.
ve sevdiğim yorgunluklardan yana skor yapıyorum.
nasılmı? tarifini kaybettim
velhasıl;
Taşkışla Sahnesi Eskişehir'de çok güzel bir turneyi selamladı eş dost ey duyun sesimizi!

www.taskislasahnesi.net

Taşkışla lı sahnesini sahiplensin, taşkışlalı fakültesini sahiplensin.
dekanlar geçicidir öğrenciler kalıcı böylelikle dert dert değil mesele ise kendiliğinden dolayı kuş bakışı derinliğinde aslı aslı asıl olanı ah kelimelerin anlatamadığı işte...

kovanın taşkışlalıları na bin selam!

Wednesday, March 3, 2010

Ağla-

Ağlamayalı çok oldu ama,

ağlayamayalı

bir saniye bile olmadı.

Ben-i Asmalı

Asmalı'da oturuyorum,

çoğul başıma

tek kalbime.

Yanımdan kadınlar geçiyor,

bi' bana doğru

bi' baktığım yöne.

Kiminin önünü görüyorum,

kiminin arkasını;

yapıştırıyorum sonra birbirine

başımın içinde,

o önlerle arkaları.



Sonra;

sonra hiç bi'şey olmuyor.

Öyle hep dendiği gibi,

her şey kafada bitmiyor.

Bi' kez daha öğreniyorum;

her şey kafada sürse de,

kalpte başlayıp

kalpte bitiyor.



Asmalı'da oturuyorum,

başım çoğul

kalbim tek.

Diyor gibi sanki herkes;

“başına çoğalmak yakışıyor,

kalbine teklemek...”



Boğuluyorum.

Sunday, February 28, 2010

toy boy

I’m a wind-up toy in an up down world
If you leave me all alone, I’ll make a mess for sure
I’ve a heart of gold in the smallest size
Leave me in the dark, you’ll never hear me cry

More than an illustration
Points of articulation
Come to life on a brass spring
Such a wonderful plaything

It’s a cruel cross that I have to bear
If you come a little close I’m going to pull your hair
More than just a toy in a patched blue suit
Hold me in your arms I’m just a boy like you

But your mama thought there was somethin’ wrong
Didn’t want you sleeping with a boy too long
It’s a serious thing in a grown-up world
Maybe you’d be better with a Barbie girl

You knew that I adored-ya
But you left me in Georgia
Toys are not sentimental
How could I be for rental?

She’s the meanest hag that has ever been
Pulled out my insides with an old safety pin
I’m the sorest sight, now I feel like trash
Clothes are made of rags and they don’t even match

So she dressed me up as the man she loved
Threw me in a box when she had had enough
Now the light of day I no longer see
She stuck her voodoo pins where my eyes used to be

Accidentally tragic
Victim of her black magic
Had a boy once who loved me
Now he's so afraid of me

On a long lost day when you're gray and dull
You'll be there remembering your old toy boy
When your oldest son wonderin' what to be
Tell him the story of a boy like me ;)

Friday, February 19, 2010

dağlar var dağlardan yüce



demek:

kuşlar hep sırtüstü mü ölür dediydim, atlar dahi ölünce yere düşerler dediydi telkin teyze.
kalb tutulur, gönül düşer.omuz üşür, hırka örülür.gibi.

görünce daha iyi anlarlar daha iyi öğrenirler dediler; gözleriyle değil kalbleriyle görenler...
ayıb olmadımı göze.peki gözü kalbden ayıran neki?

hep eksik hep hata yapıyoruz biryerlerde...
herşey böylelikle imkansız çünkü, doğru olan hep 'mekana' sığmayan ve ulvi olan böylelikle.
evet böylelikle imkanlar hep mekana sığmayan.
böylelikle hep maduruz.

hep bir sığınmaca, sığıtmaca, kandırmaca ve tırtsınız deyince biri pokemon kılıfından kalp gözünü fırlatmaca(?!)

lütfen...evet doğru duydunuz tırtız.

neyse;
görmeyince de aşık olunabilir hem ben senin sesini duyduğum an da yani böyle kelimelerin bi ses gibiydi işte tam da o anda tutuldum.

atlar dahi ölünce yere düşerler ve de insan genellikle ölünce toprağa gömülüyor.bu da böyle bir tarz olduğundan, toprağa yakın içerlerinden uçuyor gibi birşeyler.

-bitkiler?
-evvet! doğru tahmin.

kalb tutulur gönül düşer. omuz üşür hırka örülür. cama üflenerek şekil veriliyor. cama üflüyorum şekil alıyor. bi of şeklinde üfledim cam bana çok kırıldı. aşkolsun dedi, a sakın aşk olsun deme sonra çok canımız yanıyor dedik biz cama devam edelim.

cama âh şeklinde üfleyince cam sabrın alameti oldu. cam dışardan alacağı hiç bir darbe ile kırılamayacak hâle döndü. kalb tutulur gönül düşer. omuz üşür hırka örülür. bilincim seken kurşun gibi yine yeniden döner döner seni bulur. işte o cam var ya, âh ile üflendiği için sadece içerden kırılabilir. içerlerimden kırılabilir ancak. dışardan, dışarlarından kırılmak tarzı deyil artık.

içerlerinden kırılır, sökülür, yenilir, yıkılır, sonra görünce daha iyi öğrenenler anlamaz çünkü göremezler, bilemezler, görüntü hakikati vaad etmez.ister kalb görüntüsü olsun ister gözle görünen,ayırmıyorum ikisini. hakiki bilmek körgibibişiyse,(ister kalb körü istergöz körü) olmak istediğinin tam tersini bilmek gerek.

oysa ne seviyorsan tam tersine yürüyünce sesi kelimelerde bulmak, bulacağını sanmak tam bir aptallık

içerlerinden kırılır, sökülür, yenilir, yıkılır, sonrasını tanrıyla izliyoruz.


bizim mine orkideyi görünce açmaya karar verdi; pıtırdır o.

Wednesday, February 17, 2010

mai

ekranda beliren düz bir çizgi bir ölüye ait belliki, ne seninki, ne benimki.
tükenmez kalemimin mai mürekkebi hırkamın sağ yan cebinde damla damla tükendi, özenle saklardım halbuki.
dedemin başucunda çam kokan masif dolap, kör bir kilitle kapamış kendini,
içinde dedemin tükenmez kalemleri zamandan mı soğuktan mı içinde donmuş mürekkepleri.

kendim, kendime değil bu kez, dostlar, hepimize ağladım.
yapabilsem kumdan kaleler bir kasaba kadar yapardım ve içine çakıl taşı koyardım,
her ölü kalbe ve mürekkepli hırkaya ve donmuş mürekkebe ve tükenmiş tükenmeze bir çakıl taşı adardım.
ve sana kafası güzel çocuk bu da sana armağanım olsun.

9 yaşında mai denizin kıyısında topladım çakıl taşlarımı, pürüzsüz ve yuvarlaklardı.
babam vardı başucumda bir de abim ve martılar göz kulak oldu rüzgar fısıldadı
ve annem, annecim işaret etti patikayı güneşe karşı kısık gözleri,
gözleri kenarında yaşının izleri: daha yürünecek çok yol vardı.

uykuya dalmış olmalıyım yolun bir yerinde, ya da körebe!
gidenler gitti dostlar kalan sağlar bizimle, hadi o zaman bi sigara molası
hey sen değil misin o, hani o günkü kafası güzel çocuk; hayat ne güzel be!
rehavet çöktü iyice üzerime tren çok mu sallıyor ne?

29 yaşında yalnız kadın düşündü sordu yalnız erkeğe:
bundan tam 20 yıl önce mutlu muydun sen de?
pembe camlı gözlüklerin arkasından baktı kadın,
ve hatırladı: annesi çıplak gözlerle bakardı güneşe.

Monday, February 15, 2010

Pekala

Gelen yorum ve taleplerden ötürü blog görüntülenmeye devam edecek canlarım.
Blogu silmekten başka görüntülenemez hale getirmenin yolu olmadığını farkettim.

Blogu silmek istemiyorum.

Yazıların tek kaydının burda olması sebebiyle blogu izlenebilir ve hala yayınlanır halde bırakalım.

Bırakalım dağnık kalsın.

Wednesday, February 10, 2010

tadilat nedeniyle kapalıyız

Sevgili kovan yazarları ve okurları;
Kovan bir birlikte üretim ve açıkiçlerin buluşmayı amaçladığı bir zemin olarak tasavvur edilmişti.

Bir yazın projesine başlangıç mahiyetinde sanal ortamda bu blog u elde etmiş haber uçurmuştum.

Heycanla yorgun bünyelerimize büyüteçle bakıp direnç kazandık burda.

-Eee?
- si
kovan projesi hayata geçecek enerjisini sönümlemiş görünmekte.Pelesenk olmaması için bu fikrin tozunu alıp bir süre raftan kaldırmayı düşünmekteyim.

Raf ömrü dolmasın diye.

Facebook grubumuzdan da size gereken bilgilendirmeyi yapacağımdır.

Blog bir süre sonra görüntülenemeyecektir.

Bakalım neler olacak!

Sevgiler

Ayşegül Dost

Tuesday, January 26, 2010

eskisi gibi değil


Şimdi mesela öğrendim ki bir insana 'çok afedersin ama senin yapığın üçkağıtçılık' diyebilmeli.

'kusura bakma ama senin bu yaptığın üçkağıt!' diyemediğim birçok durum için şimdi
dönüp söylüyorum; 'kusura bakmayın ama sizin bu yaptığın üçkağıt!'

kendinizi kandırabilirsiniz ben bilmem, benim dengemi bozmayın.

herhangi bir sığıntım yok.sevilmek yada herhangi bir duygu oluşturmak için.
oyüzden beni bazen çok üzdü hayat yani bana öyle geldi, dün metrobüste en önde dikilirken tam tünele girceğimiz sırada keşfettim.

dedim ki; tünelden geçerken nefesini tutmana gerek yok ya hani işte böyle hayat da; sıkıntıları, acıları hakkını verene kadar, sonuna kadar yaşamana gerek yok, çünkü hayatın kendisi bile gerçek değil bukadar.


çok gerçekti herşey benim için.mahsuscuktan oynamadım ben oysa şimdi öğrendim ki miş gibi yapmak çoğunlukla yaşamın özü.
yani oyunculukta dıştan içe denilen mevzu gibi.

hayatta sizi, sadece kendilerine göre dikkat çekici yetileriniz, özellikleriniz yada kılıfınız vs olduğunu düşündüğü için sevenler hayatınızdan tutunamayıp düşmekteler, bunu da öğrendim.
kolonya gibi, bizi serinletip o güzel kokularıyla ansızın çekip gitmekteler...

bir de bunun tam tersi durumlar söz konusu olabilmekte.sevilmek için birtakım yaftalar edinmeler.yani sevilebilinir olmak istiyorsa insan.en doğal hakkıyken sevgi en doğal hali ile olmuyorsa, bezemekte benzemekte bir sakınca görmüyor.

iki paragraf yukarıda bahsettiğim sebepten ötürü beni gerçekten sevenlerim çok, çok şükür.
samimiyet denilen değeri paylaştığım bir azınlık.
ne mutlu.

çok şükür habire öğreniyorum.
ama hafıza problemim var.bugün telefonumun pin kodunu unuttum evet.ve hala hatırlamıyorum.

metrobüste bunları düşünürken kendimi çok aydınlanmış hissetmiş ve yazacağıma söz vermiştim.
şimdi bakıyorum da i...
sırf söz verdim diye yazıyorum kendim, hadi yine iyisin.

kovan, derin bir uykudasın ve beni rüyanda görüyorsun, bilem farkındamısın.

Wednesday, January 20, 2010

tuzu uzatırmısın?

sevince aslında hayat.

bu dansı bana lütfedermisin derken karşılıklı gülüşüp göz devirmek gibi , kimsenin bilmediği bir sırrınız varmış gibi şeyler olunca, işte ozaman sevda mesela.

böylelikle tuzu her uzatır mısın da uzatmak gibi, sevda.
tatsız tutsuz bir hayat geçermi?
her seferinde tuzu uzatacağım sana düşün(!)

sonra V yakayı sevmemesini bilmek gibi, misal.
geçici olmadığını bilmek gibi, inadına ikna etmek gibi hangi tarifi daha makbulse o 'yemeğin'...
bir rengi inadına ona çok yakıştırmak gibi.

pijamalarıyla gazete okumak gibi.

böyle şeyler;
ip üzerinde iki cambaz, sevda sebebiyle birbirini göze alan..
sevda sebebiyle göze alanmış insan;
öyle duydum hep, kendimden.

Foolish Heart from nicolau Tudela on Vimeo.

Tuesday, January 19, 2010

kar yağınca kuşlar nereye gider?


Çizdiğim bütün kuşları gözden geçirdim.

nekadar çok çizmişim sizi kuşlar.

merak konusu; yağmur yağınca kuşlar nereye gider diye sormuştu kuzenimin datlı kızı Tuğçe.

yuvalarına dediydim, (attıydım kafadan).
kuş yuvalarına duyulan çocuksu merakı bilirim de ondan.

kuşlarla aram iyi benim.az önce orta bahçede kar pırpırlarını izlerken.

aklıma bir anım geldi babamla..(ruhu şadolsun)
kar tutmuştu diz boyu yaşım ya 6 ya 7..
babam köy çocuğuydu benim ve tuzaklar bilirdi..kuş tuzağı da bilirdi.
o da bir mucitti yani.

münasip bir çalının dalına ip bağlayıp yere saklamalı idi diğer ucunu biraz yem ve bir gizemli düğümle kuşu bacağından yakalamak mümkündü.

babamla iki kuş yakalamıştık...biri büyükceneydi cinsini hatırlamıyorum,bozca bir rengi sarımsı şakır gözleri sivri sertcene bir gagası vardı.
eve götürmüştük..önüne ceviz koduyduk da yemediydi.

salık verelim olmaz deyince babam istemeye istemeye saldıydık..
sonra tekrar kurduk bir tuzak; pusuya yattık
bu sefer bir serçenin katili olmuştuk...
babam 'hay allah bu havada serçe çıkmazdı sokağa' diye iç geçirmişti...
ağlaya ağlaya bir hal olmuştum.gömmek ne mümkü,n kara gömmüştük..

sonra daha iyi bir tuzak öğretti babam bize...bir elek ve onu dikey tutabilecek bir dal..ve bu dala bağlı bir ip..elegin altına yem...pusuya yat kuş gelince ipi çek!
kuş kafeste!

ablamla bu tuzagı balkona epeyce kurduk ama nafile...

şimdi kar yağarken kahvemle sigaramı içerken, babamın kıyak bıyıklarını ve kırmızı malbora sigarasını hatırama birkez daha kazıyorum.

kirpiklerime konuyor kar, baharda piknik yapalım baba kiraza gidelim, sapancayaya, öpüyorum seni.

Monday, January 18, 2010

samet





bugün metroya inen merdivenlerde bir çocuk, elindeki düddürüt flütle selvi boylum alyazmalım ı çalıyordu


yanaştım senin adın ne dedim?


(samet?)

hayır, samet demedi.
...

-aradığınız kafiyeye şuanda ulaşılamıyor.


annem bir mucit

gerçekten.

çiçekleriyle ilgilenişinden belli.
sonra yemek pişirişinden.
yoğurt mayalayışından.
meyve soyuşundan.
çay içişinden.

bende birgün mucit olmak istiyorum.

Sunday, January 17, 2010

je suis un cactus(?)


kaktüs radyasyona iyi geliyormuş.

annem bana kaktüs almış.
hani durmadan yılmadan bıkmadan proje yapıyorum ya bilgisayarın başında(!)


Vicdan Azap
kovanı işgal etti.
Ayşegül Dost kendini kaybetti.
sümüklüdür
tabi hükümsüzdür.

hava, su ve diğerleri yada insan

Seviyoruz,
Kılıktan kılığa bürünen halini, hepsinin başka açan çiçeklerindeyiz evet.
Anlıyoruz ki anlamadan seviyoruz, değişirken halinden başka. elleriyiz evet suyun,
havanın gözleriyiz. ateşin kalpleri, toprakın ayaklarıyız da ondan. seviyorum.
derimi değiştiren gözlerinden içeri. denizleri anlatan sessizliğini ve dudaklarından başlayan gözlerimin yanları, bitmek nedir bilmiyor.

seviyoruz, kendi kenarından düşen insanın, ani güzelliğini.

1 2 3
do re mi

azkadın

tüm açıklığı ile herşeyi konuşmadan,
tüm kızgınlıkları benim taşıdığımı ispat etme arzuna karşı,

içimdeki her duyguyu yaşadım. azkadın benim adım, merhaba.

açık bir iç benimkisi.hem insan hem ehlileşmeye gönüllü.

tüm anlattığın, karşıdakinin anladığı kadardır mı dediniz

hani ayın güneşi anladığı kadarını mı biliyoruz biz yani?

kafamı karıştırıyorsun, sanırım numara yapıyorsun.yüzleşip üzülmekten kaçıyorsun musun?
yok hayır sen çok iyisin.iyi biri.
ayıp ediyorsun aydanadam.nekadar hızlı konuşuyorsun, ne çok şay anlatıyorsun yetişemiyorum dur!

bu resmi duvarıma asmam çok zor çünkü bak şurda oturuyorum ve içim çıt etmiş,baya soluk görünüyorum. bak tam şurda.körü körüne suçlamakla suçlanıyorum.

Hani Renoir ın sandalda öğle yemeği resmindeki o kız gibi..'kristal adamın' bir türlü anlam veremediği.
girdabınızın dışındayım, azım.

biraz çaba gerekiyor bazı şeyler için.zerre kımıldamıyorsun oysa aydanadam.
yereye koyayım kendimi buraya mı?az sola, sağ?ben tahmin etmeliyim ozaman dediydim ben de canımıniçi.

nasıl anlamalıyım anlatın bana canlarım.

ben azkadın olduğumdan bana yer kalmadığından hep az dedim, az çorba...az yer tutayım.
içini ne bileyim, göstergeler dolu diyor yer kalmamış.ozaman azkadın var git.

vargit çoğal.çoğal!
çoğalsın dalların, budama, budatma.

devamı son ra.
belki.

http://fizy.com/s/172pf1

Saturday, January 16, 2010

açıkiç

yatağa düştüm uyku düşmeden son:

demekki geceyle yerleşmiş aynı rüyaya, seni sayıklıyorduk, Vazgeçmiş görmekten bakıyorduk eşsiz. Baharı hiç bilmezmiş gibi bekliyorum bu sefer. Ve sende içinde olacaksın kesin...
azkadın'la aydanadam varmışdı, dur anlatıcam;









7

1.
öğretmenim kadınlar varmı peki?
yok yavrum ışık o.
hmm, ışığa dokununca ben bi garip oluyorum da öğrenmenim
yok yavrum o kadın,
öğretmenim çelişkiler içindesiniz
yok yavrum hayat o.
o zaman uyuyalimmi öğretmenim?
uyu evet.

2.
haberler

içeri doğru genişliyorum, bugün yaptığım basın toplantısında, yeni birşey söyledim kimse duymadı,
hava duru mu?
duru evet.

3.
k e n d i l i ğ i n d e n d o l a y ı

elinde hiç isminde bir kalem olunca,
hiç de zor olmasa gerek evrenin resmini çizmek kendilliğinden dolayı.
yok yok
okuma artik hiç okuma,
senle benle alakası yok bunun,
bunlar hep kendiliğinden dolayı.

uzak biraz içerisi, tuzak arası, aşkı anlamak yassak kardeşim damsız girmek,
kapat kapat bu bir internet sayfasi
aloooo, çekmiyor bir saniye canım tekrar arıyorum evet.

Sessizce duruldu, uzun sessiz, benle alakası yok olanların
olmadığım da oldu,
aradığınız kafiyeye şuanda ulaşılamamaktadır, lütfen daha sonra tekrar uyuyunuz ...

4.
herşeyi biliyor gibi kadın,
ama kendine bile söylemiyor,
sırla kaplı sırtını göremiyor ya ayna,
oyüzden evet.

5.gecenin neresine bakıyorken düştük içeri içeri içeri,
kestik baştan alıyoruz,

gecenin neresine bakıyorken düştük,
yansımasan görmeyeceğim seni ve otomatik olarak aşk
müziğin neresini dinliyorken gel içeri içeri içeri.

hayat başka bir filmdi.
yalan yanliş seslendiriyorum kendimi, rüya daha çok ben,
oyun ve matematik olarak ben benden içeri içeri içeri.
bakmayın makyajım bayat. hayat'a kafiye olsun diyemi gördük onca rüyayı,
hayır kızma, ben uykum var ondan şey.
uyiyim.
6.
üzgünüm ama başlıyoruz,

acı bizden biri korkma yakiinen tanıyoruz korkuyu da, şimdi şiiri filan boşver, konuya giriyorum, bi projemiz var nokta
7.
bazen;
yaşayıver şu hayatımı, benim ellerim yağlı.

çiğ yağar yerde, kalmaz güzellik sende kalmaz



çok güzel.çok.

rüya ören bir terzi göz kapaklarımı gözlerime dikiyor bir kadın içinden boşluk toplayıp toplayıp kalbime ekiyor

1.
bazı kadınlara çok yakışırken göz,
bazı kadınlar da aynalarla aynılar...
sonra geçen gün bazı kadınlar yüzünden ağlıyordum,
sonra bi anda uyudum, meyerse hayatmış.

çıkarken arkandan kapat zamanı
ışık açık kalsın evet..

2.
hala aynı gezegendeyiz
açıldı tüm yelkenler gene indi tüm kalkanlar,
daha da coşkun dalgalardan deniz yiyen kadınlar var
beni yediye bölen o adamdan beter, canımdan var ettin bir canavar
ki karşısındayım çırılçıplak, üzerimde bir tek gökyüzü var

şimdi aynı ateş aynı ayna
ha kaleminde mürekkeb ha damarımda akan kan aynı ya,
yangından bir kağıt var elimde
artik nereye ağlasam oraya doğar güneş,



tüm arazlarımla
kadının olamayacak kadar samimiydim ben,

birgün tek gerçeği olacağım bir yüreğin kadını olabilmenin.

st. vincent



I've been out walking
I don't do too much talking these days
These days...
These days I simply think a lot
About the things that I forgot to do
And all the times I had the chance to

I've stopped my rambling
I won't do too much gambling these days
These days...
These days I simply think about
How all the changes came about my way
And I wonder if I'll see another highway

I had a lover
I don't think I'll risk another these days
These days...
These days I seem to be afraid
To live the life that I have made in song
It's just that I've been losing so long

La la la la la

I've stopped my dreaming
I won't do too much scheming these days
These days...
These days I sit on cornerstones
And count the time in quartertones to ten
Please don't confront me with my failures
I have not forgotten them

böyle şeyler olacak



yolculuğa hazırlanıyoruz. uzun bir yola çıkıp ‘ben gezginim merhaba’ diyeceğiz. avucumuza sığan kahve değirmeni ile, taze kahveler çekip kırk yıl hatırlar bırakmak için. sonra birbirimize kart atarız. nasıl, çok güzel di mi.

sökülen yerlerini içimizin tamir edeceğiz.

çocuklardan bahsedeceğiz,
sana anlatmam:

bir kız, bir oğlan, kiraz ile temmuz diyeceğim içimden*

kendimizi kandırmadan iki yoldaş uygunluk nedir kategori nedir bilmeden.
nasıl, çok güzel di mi.

kalp hazır vakit tamam.fırlat!

Friday, January 15, 2010



ben işte yine yürüyordum.
çünkü gece boğabilir bazen.

eski gemim tersten yüzer derisi rüyalarımızda olduğu gibi ve neyse...

Başka bir yere gidiyoruz, böyle olmadığı bir yere evet.

Başlıyorum, etimden gömlekim ilikli havaya, rüyaları anlıyorumki kalp anlatıyor.
tabi ismim senleben, Ellerimizi birbirine bulaştırırken, toplanıyor ve gidiyor kalabalıklar.
Burdan gidiyorlar yeni başka biryere. olmadığı bir yere evet, kokmadığı ve dokunmadığı.
İnce yuvarlar keşfediliyordur orda, içimiz de aynı yer dışımızda.

Kanıtlanabilir doğmadığı insanın, sudan bellidir ışıktan, artık başka bir yere gidiyoruz böyle evet.
Kalp anlatır anlayan ağlar, rüya öyle değil furoyd hayır.

rüyamda görmüşüm meğer kalbimdeki delikten!
bakabiliyormusun deliklerden hergüne daha iyi.

bunu çalış, bahara kadar.

Thursday, January 14, 2010

would you



duvarın dibine oturup onu dinlesek, ellerimizi yüzeyinde gezdirsek, hikayesini duysak.
sırtını dönüp gitmek onu yıkmak ona ayna tutmak yerine.
bakalım ne olacak;
belki
görünmez bir geçit açılır...

düşlem

suya daldı
derin tatlı bir uykuya
üstüne düşler yağdı
aramızdaki ıssız ve sessiz
bir yerlerden

renklerin dilinden.

Tuesday, January 12, 2010

duvar



'Ya ben hep duvara konustum yada duvar degil konustugum içinde insanlar var
nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar!
içinde degil duvarın insan lar sadece arasındalar...'

Sunday, January 10, 2010

içimiz tavan arası dünyanın

S.1. Nerede yaşıyorsun sen. Bizim dünyamızda değil mi. Sanki diğer bütün galaksileri görmüş gibi davranıyorsun. Sahi gezdin mi diğer dünyaları. Sanki bütün kalplere girip hepsini çözmüş gibi davranıyorsun. Sahi o kalplere düştün mü. Sanki bütün acıları çekip iyileşmiş gibisin. Hep bir kapı kapanırsa ötesi açılır, endişelenme diyorsun. Bunu nereden öğrendin. Hep bütün acıları içine çekmiş gibi davranıyorsun. İkiyüzlü olmadığından nasıl bu denli eminsin. Kalbin gidip gelmiyor mu. Neyi bildiğini sanıyorsun. Sanki bütün savaşlarda şehit düşmüşsün, imparatorluk kurmaktansa kendisine küçük bir şehir devlet yapan ve orada halkını mutlu mesut yaşatmaya çalışan çocuk imparatorun kederini çekiyorsun. O hikâyeyi bilmiyorsun di mi. Çünkü henüz yazmadın. Ülkesi zorbalar tarafından işgal edilmiş âlim bir devlet adamı gibi oluyorsun bazen. Ülken işgal mi edildi. Neyin peşindesin. Sanki bütün acıları sen çekiyorsun, sanki etlerin et olduklarını anlamıyor, kendini halılarda yuvarlayıp kafanı filmlerde gördüğün şekliyle duvara vuruyorsun. Toprakta yuvarlanmak için, toprakta bir müddet yatmak için mezarlığa gidiyorsun. Mezarlıkta neden gülümsüyorsun. Ölüler seni duyamıyor ama sen hep gülümsüyorsun. Mezarlık senin oyun alanın gibi. Sahi bütün mezarlıkları gezmiş gibisin. Bütün ölüleri yıkamış, hâlinden bitmiş gibisin. Nerede yaşıyorsun sen?

C.1. Ben kendimi sökmeye, kendimi bilmeye çalışıyorum. Sloganlaştırmadan, 21. Yüzyıldan, kablosuz ağ bağlantılarından, fiber optik kablolardan, internetten aldığım kitaplardan, bestselleri anlamaya çalışarak, hiçbir şeyi dışlamadan, en çirkini en ilkeli, en tiksindiriciyi bile içime alarak, en büyük günahları ağlayarak aklımı kaybederek işleyerek, günahları mendilime işleyerek, daha çok bağışlanmamı dileyerek hep aciz olduğumu bilip bu acizlikle övünerek bazen bazen en çok hep kendime kızarak işim gücüm kendim olarak hep önce kendime bakarak kendi yamukluğumu estetik unsuru haline getirmeden getirenlere de gülümseyip içindeki hayvanı ehlileştirerek şu an katil olmayacağıma söz veremeyerek çünkü gaybı bilemeyerek – gayb ne güzel kelime ya hu- şaşırınca “hafssol” diye bağırarak her gördüğüme “sen nasıl bir insansın” diyerek kara sevdaya düşüp rengimi gitgide açarak onu sevip baktım ki sana varmışım gibi olarak, Allaha eliften başlayıp güzel he’de biterek, hu diyerek en çok gibi.

Ama sahi, sanki bütün kalplere girip hepsini çözmüş gibi davranıyorsun. Sahi o kalplere düştün mü. Sanki bütün acıları çekip iyileşmiş gibisin. Hep bir kapı kapanırsa ötesi açılır, endişelenme diyorsun. Bunu nereden öğrendin. Hep bütün acıları içine çekmiş gibi davranıyorsun. Sana âh’dan başlıyorum. Niyetim teselli. Niyetim puslu kıtalar atlasını ararken sen, sana teselli. Hep. Çünkü kendimden umudum yok. İflah olacağıma dair. Ve buna alıştım. Gülümseyerek tarihten geçiyorum. İyi misin.