Monday, April 25, 2011

denizdeki balıklar, vapurlar ve martılar

ey dost! bir yazın vardı şöyle başlardı;
hayat çok garip vapurlar falan...
her şaşırdığımda batan güneşe
aslında tekrar doğcağını bilsemde
ay ile başbaşa kaldığımda o gece diyorum ki
hayat çok garip vapurlar falan...ey ay!
bildiğini değil hayalini yaşamak gerek
ama her zaman tek bildiğini okursun gazel gibi
bazen başladığın noktaya dönmek demek ya
en garibi de o sanki
ama kimse fısıldamadı kulağına bak gör geri döneceksin diye
fısıldamışlarsa da kulağın delik değildi o zaman
tabi yalın bir geri dönüş değil bu
şöyleki kucağında taşıdığın omuzlarına oturtuğun
onca tecrübe hayal ve kırıklıkları hesaba katmak lazım
bir ales sorusundan bir pazar bulmacasınadan
farkı yok hayatın bu noktada
işte o vapura binmeden önce hayal etmek lazım
yoksa hatırladığım bir sahne aklımda
üsküdarda denize karşı mavi saçlı bir kız
martıları ve vapurları süzüyordu
yanındaki adamın gözlerinden vakit buldukça
tecrübe ile yoğrulmuş ve yorulmuş ruhlara inat
yıllar sonra aynı hayali taşımak
insana şunu dedirtiyor tabi
hayat çok garip vapurlar falan...
tabi aklın erdikleri bu kadarla sınırlı
bir de kul aklının eremedikleri var...
ayrı bir karın ağrısı, günün sorusu, tübitak bursu
yapılacaklar listesinde 1. sırada
halbuki boşa kürek çekmeler listesinde de 1.
babam derdi ki ben küçükken
karda yürü izini belli etme
hep sandım ki biri iş çevirirken arkanda kanıt bırakma
meğer geçmişi halletmeden yola devam etme demekmiş
arkanı temiz tut başını sıcak!
bir de şu var; ne varsa eskilerde var
ama şu kesin ki hayat çok garip martılar falan bu sefer
bir hatırlayalım istedim nacizane denizden neler çıktı
şansımıza... küsmeden pes etmeden
dile benden ne dilersen...
denizdeki balıklar, vapurlar ve martılar
aslında hepsi bizim için...

Sunday, April 24, 2011

baharınla geldin karasal iklime
başlarında özlem vardı mevsimlere
heyecanla bekleyen doğaya
umut verdin
bu ilk değildi
hüzünlü ilk yaşanan baharı getirdin...
04.03.04
gurg!

Tuesday, April 12, 2011

bir varmış bir yokmuş - II

çok gezen bilir çok okuyan değil
elbet bir diyardan geçerken duymuşsunuzdur sizde
minik dev ile prensesin aşkını

diyar diyar zamanlar akar ya
bakışlar eskir masallar eskir efsane olur ya
hiç mi inanmadın sen o diyarda duyduğuna
halbuki bu masalı anlatan elbet tanık olmultur yaşananlara
efsane ya bu deyip geçmeden düşün
ne kaldı eskimeden elinde zamandan başka

prenses minik devin masalları ile büyümüş
sığmaz olmuş artık devin içine
masallarla öğrenmiş dünyayı
minik hayallerine sığdırmış koca masalları

efsane bu ya dev de küçülmüş günden güne
anlattığı masallar da eskimiş kolundaki saat gibi
bir tek zaman yeni
zamana sarılmaktan başka ne gelir elden

bir gece ansızın zifiri mi zifiri
terketmiş prensesi bir ağacın dibinde
kendi de küçüldükçe küçülmiş
yeterki görünmesin gözlere, saklanmış bir deliğe

efsane büyümüş günden güne
dev dönüşmüş yeşil bir kertenkeleye
prensens ise kuş olmuş beklermiş ağacın birinde
ama ararken gözleri bir devi, nerden tanısın kertenkeleyi...

bir varmış bir yokmuş
bu masal da burda son bulmuş
zaman eskitir dedik ya bakışları
bakışlar görmez olur efsanelerde bir zamanlar masaldı.

Friday, April 8, 2011

içimde bir sen var

bugün içimdeki senle tanıştım:
- maraba
- mırg merh..
sesi az çıktı çekingen gibi
lafladık biraz havadan sudan
saatler içinde büyüttüm onu
küçük bir dev oldu
başladı bu sefer bağırmaya:
-allleeeeeuuuuaaaallaa
sus dedim dinlemedi beni
yalvardım aldırmadı hiç durmadı...
bugün içimdeki senle tanıştım ve
itiraf edeyim: beni çok korkuttu.

içimde bir sen var ki sorma gitsin
dipsiz kuyular gibi derin, zifiri
içimde bir sen var ki hiç üşenmeden çakıyor
tek tek çivilerini, çivilere ne mi asıyor...
kendini.
içimde bir sen var ki şımarık çocuk gibi
ağzının ortasına bir tane çakıcam şimdi.

ona bugün dedim ki: peki ben nerdeyim?