Sunday, February 27, 2011

Thirsty Fish


I am almost dying, where can I get some water?
says big fish.
Tear me open, perhaps you will find enough,
says small fish

Friday, February 18, 2011

açık mektub

bunlardan bahsetmicem, bunlardan da, bunları da geç.sana gelicem pıt evet.

yüklü vicdanımızın bavul gibi -ki çek çek in icad edilmediği zamanlardan kalma- peşimiz sıra gezindiğini biliyoruz evet.ama ya nasırımızı okşicaz acıdıkça ve a bi bakmışız alışmışız yahut ondan kurtulmak için çareler arıyacağız öyle değil mi canımıniçi.çünkü vicdanı ağlak bırakmaktan sıkılmanın vaktinin geldiği farkındalıklardan su içmiştik.serinliği bilindik değildi.bak pıt, belkide artık pat oldun hatta dan oldun.bir kadın tanımıştım 'dan diye ağlıyorum dan diye!' dmeişti ve ah evet başka türlü nasıl ağlanır ki dmeiştim.neyse.sonra küt var çat var çut var ne bileyim.mihmih.

çocuk düşlerimizin kaypak kandırıkçılığı, hemen bi hayal edim rahatlayım kolaycılığı yok mu ki acaba artık diyorum ben.ondan bu öksüz hissiyatlar.ağlak kozalar.bak diyorum kendime bak beni dinle;iyi bak! çocuk düşlerinin kaypaklığı yok artık,sığıntılar yok; düşleri inşa etmenin büyük insan olmanın küçük adımları var.belki de anne olma sırası işte böyle geliyordur.onu da bilmiyorum.
kendini affetmenin tek yolu vardır, kendini affetmek.ha bi de başkalarını da affedebilmek esasen sanırım.

bi keresinde bir kızın düşü olmuştum,ona ne gerçeği kandırmalı ne hayali incitmeli diye tembih ettim.edebiyatlardan kutulup lup lup lup hup!yansıma kelimeleri takip ettim.neyse bak diyorum ki suda eriyen şeker gibi eylemlerimin içinde erimek!




pıt-ırcık,bu şehri terketmenin denemesi var.
mesela düşünüyorum ki mezar taşımda şöyle yazabilir;

''herşey edebiyattan kurtulmamla o kenti geride bırakıp da buraya yerleşmemle başlamıştı.ve biçok şey burdan sonra başlayacaktı.çiçekleri sulamayı unutmayın, bahçeye iyi bakın.canımiçi''

ne bileyim!çok güzel değil miğ?!

bırak beni ey sevgili bırak ta çağlayayım

genç adam gençliğine verdi yaşananları yürürken karanlıkta
yalnız adam fotr şapkasının altında ve sigarasının dumanı ile eşti
yarım kaldı karanlık gecede her adımında itekledi anılarını
arkasından koşan genç kızın varlığından habersiz
her dakika gece daha da zifir ve bir de hesaplaşmaları
çığlık çığlığa...

çığlık çığlığa martılar kanter içinde uyandı genç kız
beyaz soğuk çarşafların üzerinde alev gibi bedeni kalbi
bir de saçları alev rengi, beyaz sabaha uyandı
zamansız rüyaları zifiri karanlık gecede asılı kaldı
peşinden koştuğu genç adamı yakalayamadığı o gece
soluk soluğa...

soluk soluğa akar zaman nehirler denize karışır
taşlar dalgalarla aşınırlar kalpler sevgilerle...
bir yılbaşı rüyası gibi başlayan her aşk eskir bir gün
izcikler kalır mutlaka seçilir yığının arasından kazınır derinlere
kanter içinde uykulardan uyandırır geceleri uzatır gündüzleri kısaltır
affetmek önce kendini, mümkün olsa salınır aklın ipleri
özgür kalır gönül kuşları, anıdan kaleler yıkılır
önce sen özgür kalırsın ya sonra ben başıboş olurum
çağıl çağıl...

Sunday, February 13, 2011

Ağaçların Üzerinde Yürümek

Sarhoş hissetmek. Icmeden sarhoşluğa alışmak.Kostüme alışamadan yaşamak mı daha dayanılmaz yoksa cıplak olmak mı kalabalık icinde?
 Çıplaklık. Fiziksel mi duygusal mı ?
 Ikisi de kaçınılmaz mı sence?
Ya bence? 
Sen ben aynı ki diyor o. O? Ruhum o, konuşuyor benle son zamanlarda.

Ruhum özlem icinde, beden maskesinin altinda kapana sikismis ruhum, artik buyudugunun farkinda ve "Hey ben! Bana diyorum. Ben özgür olmak istiyorum artik" diyor.
"Rüyalar yetmiyor artik bana" diyor. Bedenimi şaha getirmeye calisiyor bir nevi.

Kuytu kenarda önem verilmemiş utangaç, ufacık tefecik bir cocuğun, o güzelller güzeli çoçuğun 
"Artik bana da kulak ver, onemli degil miyim ki ben?'
 diye isyan etmesi gibi.

Hırçın bir isyan değil ama, hoşgörü var. Lakin sabirsiz bir bekleyişmiş onun ki. 
 Elim ayagima dolaniyor şimdi o güzel çocuğu tatmin etmek icin. 
 Peki ya duygularim ?

Duygularimdan habersizmisim demek yalan olur, kulliyen. 
Hapsetmisim onlari yillarca. Ve onlar ruh kadar hosgorulu de degiller simdi, haklı olarak. Acisi büyük. Suçsuz yere mahkum edilmek. Kine dönüşen masumiyetin hapisten cikmak istemesi. Sekil almak istemeyen hislerin bedenden dişarı çikmak istemesi. Bedende kalıp sana acı verdiklerının farkındalar çünkü. Senden daha iyi biliyorlar seni, Içgüdülerin. Içgüdülerin senden öte bir senden geliyor. Duyguların sadece özgür olmak istiyor, ve özgürlüklerini vermezsen harap edecekler seni sende.
Dışarı aktaramadığın hüznün, göğsünde sıkışıp kalıp astım krizine dönüşecek belki de.
Sebebini bilmediğin kalp ağrıları. Lakin seni harap etmek değil niyetleri hislerinin.
Senin boyundurugun altında yasayamacaklar ömür boyu Kendilerınce bır yol bulacaklar, ya hırçınlasıp iyice dıbe vuracaklar ya da dısarı cıkacaklar, iz bırakarak bu sefer. Enfeksiyonun ciltten disari cikmasi gibi. Egzama gibi.Enfeksiyon haline gelmisler artik hapiste kala kala unutma.Izin vermemezlik edemezsin artik, bir sekilde cikacaklar.
Meraklı değiller seni harap etmeğe. Aklini bir kenara birak artik. 
Aklin?
Simdiye kadar belki de yokmus fazlaca ya da sen bilmiyormussun aklinin ne kadar derinlikte oldugunu. Duygularinin ve ruhunun akilla hasir nesir oldugu o kesmine gitmemissin daha once galiba. Ne guzelmis oysa ki. Saka gibi var olmak, agaclarin uzerinde yurumek gibi. 
 Hic yürüdün mü ağaçların üzerinde sen ?
En tepesinde yapraklarin üzerinde yürümek diyorum, kalin dallarin uzerinde değil.
 Düşüncenin ötesinde gibi değil mi? Iste bunu anlatiyorum. Hep orda olmus olan lakin varligindan haberdar bile olmadigim o guzel adanin uzerinde ucuyor gibiyim.
 Sarhos gibiyim.
Inmeye korkuyorum lakin, elim kolum bagli sanki. 

"Inersem geri gidebiecek miyim ki" korkusu?
 Belki de hic terketmek istemeyecegim bile aslinda.

Bilinmezligin verdigi endise. 
Bilinmeyene guvendigin an huzura kavusacaksin ah be canim diyor o ses. Dur bakayim... Sanki farkli bir adadan geliyor o ses? 
Acaba orasi da şuanki kadar güzel midir? 
Ama ne tarafta oldugunu bile bilmiyorum ki bu diğer adanın… 

Kime danismali ki?
Kizgin duygulara?
Hoşgörülü, dört nala gitmek uzere olan, beni dinlemeğe vakti bile olmayan ruhuma?
 Suanki aklimla anlamaya calistigim o bilinmez aklima mi?

Belki de en güvenlisi, güvenli bir şekilde adaya inip ordakilere sormak. 
 Ne de olsa bir onceki adadakiler oldukca iyi karsilamislardi beni.
 Belki sansim yine yaver gider ve agaclarin uzerinde bile yururum bu sefer.
 Bir sonraki mevsime kadar bile kalirim belki, sevgi sarhoslugu icinde.
 Sarhos gibi olmak dip derinde, icindeki kelebekleri hıssetmek.
 Kalbim aciyor lakin. Belki de gulumsuyor. Kurtcugun kelebege dönüşmesi acı mıdır acaba? Onca bilinmezlik icinde bu ikisini ayirt edememen cok normal diyor bir ses. Bana dogru yaklasan bir ses. Yaklaşan kanat sesleri: mor bir bülbül. Diğer adaya gidecekmis o da. 
Beni görünce selam vermeden edememis. 
Farkettim ki o da sarhoş, diger adadaki sevdiğinin özlemi icindeymis. Rüyasinda görmüs onu meğer ve asik olmus. Rüyasinda beni de görmüs:
Ağaçlar üzerinde yürüyormuşum cıplak ayakla,
Kelebekler varmış bir de her yanımda…





Wednesday, February 2, 2011

cânım

Canım âh canığm.
Bak sana ne anlatacağım.



işte böyle!