Monday, November 2, 2009

Alacakaranlık Çocukluğu

Babannemin üzgün duvarları,
Aynı elleri gibi buruşuk duvarları,
Kasvet saatinin sesi çınlar bu duvarlarda,
Yansır babannemin kulağına, fısıltı olur,
Kalbine bir donuk duygu daha zerk olur.

Bir neşeli çocuk bu duvarlara yaslanan,
Güneşi ile eriten donuk duyguları,
Yetmese de gücü kasveti dağıtmaya,
Saatin tiktakına arkadaş olur,
O ince narin sesi, lallaaalalalaaa.

O günkü çocuk, bugünün çocuksuz annesi,
Ruhunda hiç solmayan o kasveti taşıdı bir miras gibi...

Evinin duvarlarında şimdi babannesinin portreleri,
Kimse görmez, torun bilir görür, o donuk mavi gözleri.
Kime aşık olsa, o mavi gözler dondurur kalbini.
Çıkması yasak babannesinin arka bahçesi,
Şimdi, sırra çevirdi keşfetmeye değer her şeyi.
Kapalı kapıları açmaktan aciz, aralıklarından bakmaktan aciz...
Annesinin onu almaya gelmesini beklerkenki gözleri,
Koyu, açık, kocaman, her gün, o anki,
Korku; ikram edilen bayram çikolatası, naneli,
Yiyemediği, yaslı bir hazine saklar gibi.
Tüm kararları zaferleri aşkları ceplerinde erir şimdi
Ceplerine terk ettiği çikolatalar gibi...

2 comments:

  1. çok sevdim, yüreğine sağlık...
    "O günkü çocuk, bugünün çocuksuz annesi"
    şimdi böyle olduk dii mi...

    ReplyDelete