
Şimdi mesela öğrendim ki bir insana 'çok afedersin ama senin yapığın üçkağıtçılık' diyebilmeli.
'kusura bakma ama senin bu yaptığın üçkağıt!' diyemediğim birçok durum için şimdi
dönüp söylüyorum; 'kusura bakmayın ama sizin bu yaptığın üçkağıt!'
kendinizi kandırabilirsiniz ben bilmem, benim dengemi bozmayın.
herhangi bir sığıntım yok.sevilmek yada herhangi bir duygu oluşturmak için.
oyüzden beni bazen çok üzdü hayat yani bana öyle geldi, dün metrobüste en önde dikilirken tam tünele girceğimiz sırada keşfettim.
dedim ki; tünelden geçerken nefesini tutmana gerek yok ya hani işte böyle hayat da; sıkıntıları, acıları hakkını verene kadar, sonuna kadar yaşamana gerek yok, çünkü hayatın kendisi bile gerçek değil bukadar.
çok gerçekti herşey benim için.mahsuscuktan oynamadım ben oysa şimdi öğrendim ki miş gibi yapmak çoğunlukla yaşamın özü.
yani oyunculukta dıştan içe denilen mevzu gibi.
hayatta sizi, sadece kendilerine göre dikkat çekici yetileriniz, özellikleriniz yada kılıfınız vs olduğunu düşündüğü için sevenler hayatınızdan tutunamayıp düşmekteler, bunu da öğrendim.
kolonya gibi, bizi serinletip o güzel kokularıyla ansızın çekip gitmekteler...
bir de bunun tam tersi durumlar söz konusu olabilmekte.sevilmek için birtakım yaftalar edinmeler.yani sevilebilinir olmak istiyorsa insan.en doğal hakkıyken sevgi en doğal hali ile olmuyorsa, bezemekte benzemekte bir sakınca görmüyor.
iki paragraf yukarıda bahsettiğim sebepten ötürü beni gerçekten sevenlerim çok, çok şükür.
samimiyet denilen değeri paylaştığım bir azınlık.
ne mutlu.
çok şükür habire öğreniyorum.
ama hafıza problemim var.bugün telefonumun pin kodunu unuttum evet.ve hala hatırlamıyorum.
metrobüste bunları düşünürken kendimi çok aydınlanmış hissetmiş ve yazacağıma söz vermiştim.
şimdi bakıyorum da i...
sırf söz verdim diye yazıyorum kendim, hadi yine iyisin.
kovan, derin bir uykudasın ve beni rüyanda görüyorsun, bilem farkındamısın.
No comments:
Post a Comment