S.1. Nerede yaşıyorsun sen. Bizim dünyamızda değil mi. Sanki diğer bütün galaksileri görmüş gibi davranıyorsun. Sahi gezdin mi diğer dünyaları. Sanki bütün kalplere girip hepsini çözmüş gibi davranıyorsun. Sahi o kalplere düştün mü. Sanki bütün acıları çekip iyileşmiş gibisin. Hep bir kapı kapanırsa ötesi açılır, endişelenme diyorsun. Bunu nereden öğrendin. Hep bütün acıları içine çekmiş gibi davranıyorsun. İkiyüzlü olmadığından nasıl bu denli eminsin. Kalbin gidip gelmiyor mu. Neyi bildiğini sanıyorsun. Sanki bütün savaşlarda şehit düşmüşsün, imparatorluk kurmaktansa kendisine küçük bir şehir devlet yapan ve orada halkını mutlu mesut yaşatmaya çalışan çocuk imparatorun kederini çekiyorsun. O hikâyeyi bilmiyorsun di mi. Çünkü henüz yazmadın. Ülkesi zorbalar tarafından işgal edilmiş âlim bir devlet adamı gibi oluyorsun bazen. Ülken işgal mi edildi. Neyin peşindesin. Sanki bütün acıları sen çekiyorsun, sanki etlerin et olduklarını anlamıyor, kendini halılarda yuvarlayıp kafanı filmlerde gördüğün şekliyle duvara vuruyorsun. Toprakta yuvarlanmak için, toprakta bir müddet yatmak için mezarlığa gidiyorsun. Mezarlıkta neden gülümsüyorsun. Ölüler seni duyamıyor ama sen hep gülümsüyorsun. Mezarlık senin oyun alanın gibi. Sahi bütün mezarlıkları gezmiş gibisin. Bütün ölüleri yıkamış, hâlinden bitmiş gibisin. Nerede yaşıyorsun sen?
C.1. Ben kendimi sökmeye, kendimi bilmeye çalışıyorum. Sloganlaştırmadan, 21. Yüzyıldan, kablosuz ağ bağlantılarından, fiber optik kablolardan, internetten aldığım kitaplardan, bestselleri anlamaya çalışarak, hiçbir şeyi dışlamadan, en çirkini en ilkeli, en tiksindiriciyi bile içime alarak, en büyük günahları ağlayarak aklımı kaybederek işleyerek, günahları mendilime işleyerek, daha çok bağışlanmamı dileyerek hep aciz olduğumu bilip bu acizlikle övünerek bazen bazen en çok hep kendime kızarak işim gücüm kendim olarak hep önce kendime bakarak kendi yamukluğumu estetik unsuru haline getirmeden getirenlere de gülümseyip içindeki hayvanı ehlileştirerek şu an katil olmayacağıma söz veremeyerek çünkü gaybı bilemeyerek – gayb ne güzel kelime ya hu- şaşırınca “hafssol” diye bağırarak her gördüğüme “sen nasıl bir insansın” diyerek kara sevdaya düşüp rengimi gitgide açarak onu sevip baktım ki sana varmışım gibi olarak, Allaha eliften başlayıp güzel he’de biterek, hu diyerek en çok gibi.
Ama sahi, sanki bütün kalplere girip hepsini çözmüş gibi davranıyorsun. Sahi o kalplere düştün mü. Sanki bütün acıları çekip iyileşmiş gibisin. Hep bir kapı kapanırsa ötesi açılır, endişelenme diyorsun. Bunu nereden öğrendin. Hep bütün acıları içine çekmiş gibi davranıyorsun. Sana âh’dan başlıyorum. Niyetim teselli. Niyetim puslu kıtalar atlasını ararken sen, sana teselli. Hep. Çünkü kendimden umudum yok. İflah olacağıma dair. Ve buna alıştım. Gülümseyerek tarihten geçiyorum. İyi misin.
No comments:
Post a Comment